Çocukluk İşte

Keşke hep çocuk kalsaydık, saklambaç oynardık. Sen kalbime saklanırdın çoğu zaman ben ise seni hemen sobe’lerdim. Ne çocukluksa işte sen ebe olduğunda da bende gelir senin kalbine saklanırdım. Çocukluk işte. Ateşim yükselirdi o zamanlarda da sana karşı ama adını bir türlü koyamazdı kimse. Soğuk algınlığı derlerdi bende inanırdım. Çocukluk işte. Bizim evin önünden aşağıya doğru koşardık seninle, yarışırdık. Kim birinci olursa onun dediğini yapacağız diye de iddaa’ya girerdik. Aslında iyi bir koşucu olmama rağmen hep sen birinci olurdun. Buna izin verirdim çünkü senin isteklerin benimkisinden daha güzel oluyordu. Tepelere çıkıp gökyüzüne bakıyorduk seninle, el ele tutuşuyorduk ya. Sonra hafiften gülümsüyorduk. Çocukluk işte. Sen elimi tuttuğunda sanki yer sallanıyor gibime geliyordu. Kalbimde sana karşı anlamını kavrayamadağım bir kıpırtı işte. Doktorlar kalp krizi riski olduğunu söylediler bana o yaşta, ahmaklar! bilemediler ki, benimkisi aşk krizi idi. Şimdi gözlerimi kapatıp geçmişe gidiyorum da keşke tuttuğun bu elimi hiç bırakmasaydın. Keşke seni hiç bir zaman sobelemeseydim de yıllarca kalbimde saklansaydın…

Sabah sabah uykulu gözlerle yazma isteği geldi. Bendeki de çocukluk işte…

Aşktrofobi

Hatırlar mısın?
Hani birkaç zaman önce,
-daha yeni değmişken elin elime,
gözlerim gözlerinde yuva yapmışken
ve uçkursuz bir sevişmeye gebe kalmışken kalplerimiz-
‘gitme’ demiştin,
‘gitmelerin olmasın,
beni senden alıkoyacak tüm kehanetler kalksın ortadan,
gitme aşk!
çukur olur yanaklarım gidersen,
ecel terleri dolar gamzelerime,
kıyıp da ağlayamam,
düşersin diye gözümden!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç ay önce,
-bir bir doğurmuşken sancılarını anneler,
cennet vaadiyle kandırılmışken günahkar ceninler
ve ellerinde yalanla koşarkan bir caddeden diğerine deliler-
‘bitme’ demiştin,
‘bitme kadın,
adından dökülen her harfe secde edecekken bitme,
güzlerini topla gel yaz mevsimlerime,
üşüt beni,
bütün uçurumları mesken edindi ruhum,
bitme sen!
korkarım anneme yenik düşmekten…
n’olur sanki bitmesen?!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç gün önce,
-gök, yüzünden utanır haldeyken,
tanrı bileklerinden kesmişken kendini,
insanlar kana kana yıkanırken yağmurun sulak yerlerinde-
‘yitme’ demiştin.
‘yitme be!
kör olabilecek kadar kütükleşmişken duygularım,
sarhoş bırakma beni başka bedenlerde.
sımsıkı sar, sakla çaresizliklerimi.
yitme lütfen!
bütün sihirbazları toplattım dünyadan,
yine de yitersen,
vazgeçeceğim tanrıdan!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç saat önce,
-birbirini bıçaklarken pişmanlıklar,
açık kapıların ortasında kalanların yüzüne çarparken rüzgâr,
ve kendini umudundan asmışken yenik bir devrimci-
‘silme kadın’ dedin
‘bütün korkularımı bırak ruhumun zindanlarında,
kilit vur kalp kapakcıklarıma,
özümü topla, at bir kenara,
ama silme kadın!
silme beni varlığından!
yokluğum çok korkunçtur benim,
eşeğin sudan gelmesini bekleten babam kadar öfkelidir bana.
gitme kadın!
bitme!
yitme, silme beni!
ölüm kokuyor tenim,
yalvarırım beni ölüme terk etme!’

Saat 19:46…
Bilmem hatırlayacak mısın ama,
şu an hastasını öldüren bir doktor duruyor karşında…
Üzülmek haddim değil belki,
Fakat ötanazi isteyen sendin bu aşkın hasta yatağındaki ruhuna…

Unutma aşkın talan yüzü!
İki elin yakamda…

//Merve Ceylan

Seslendirme: Kahraman Tazeoğlu