Cumali Efrah Yarenim Gel

Uzun zamandır dinlediğim güzel bir parça..

Şuan terminaldeyim dönüyorum sıcaktan ruhum daraldı
Kısa da olsa senle gelen güneşli günlerin yerine artık gök yüzünü kara bulutlar kapladı.
Ve aklımda hala sen ve diğer elimde plastik bir çay bardağı
Kucağımda ise beni görmek istemeyip başkasıyla gönderdiğin o bilgisayar çantası
Şuan an kaşlarımı telefonuma çatıp, düşünüyorum da attığın mesajları bakıp bi daha denemem
Her ne olursa olsun 2 saat önce göğsümde yatırdığım birinden 2 saat sonra nefret edemem
Yine de canın sağolsun istemediğini nerden bilebilrdim ki bi bok hissetmediğini
Neyse otobüsüm geldi gidip biraz yatim 4 gündür sana verdiğim uykum geri geldi

Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde bekliyorum..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı beni gözlerinin kahvesinde yad edip gel..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde bekliyorum..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde..

Uyandım benim miydin gidecek olsan yada gideceğini bilseydim sence gelir miydim?
Birazcık anlamaya çalışsaydın ölür müydün bi günlük bir rüya olduğunu bilseydim sence görür müydüm seni?
Bilmediğin görmediğin gitmediğin yerlerde benim için kalır mıydın uykusuz kalır mıydın?
Bunca gündüz bunca gece kalsam da aklına gelir miydim aynı gündüz ve gecelerde
Hiç sanmıyorum bu gece benim için çalsın ayrılığa dair bütün çanlar
Boşver unut gitsin nasılsa miyonlarca canan için milyonlarca can var

Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde bekliyorum..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı beni gözlerinin kahvesinde yad edipde gel..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde bekliyorum..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde..

Neyse aa bak hatırlarsın, otobüsde giderken yanlış biletleri almıştın saklanmak için
Behiye bilmem ne diye demiştim ya sana artık ben varım diye
Artık yokum.. İstediğin gibi davranabilirsin ellerim sarılmıyacak sana uyurken bak yokum
Kendini anlatmıştın ya bana ağlayarak erkek milleti işte iki damla göz yaşına tav olur
Yine de koş gel ve kader neyse boşver kötü hissediyorum kendimi
Hala cevap bulamadım biliyor musun soruyorum deydimi diye?
Belki şimdi gülersin ama değdi çünkü 2 saatte olsa mutlu olmak güzeldi
Bulunmak istemediğim yerlerde bulundum belki ama onca yola yorgunluğa uykusuzluğa rağmen değdi
Gözlerine bakmama dudaklarına saçlarına dokunmama ellerini tutmama her şey değdi
Ve olgunluk herşeye rağmen hala kötü birşey konuşturtmayıp canın sağolsun diyebilmektir! (Canın sağolsun..)

Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde bekliyorum..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı beni gözlerinin kahvesinde yad edip gel..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde bekliyorum..
Yarenim gel!
Nikotin bağımlısı ben gözlerinin kahvesinde..

 

Ta.. Tarih.. Tarihçi.. Ben.. Karmaşık Ulan

Üniversite bitti, artık elimizde bir mesleğim var. Ben bir tarihçiyim. Tabi buna daha kuvvetli söyleyebilir miyim bilmiyorum. Üniversite son sınıfta tarih felsefesi dersinde elimize aldığımız Edward Hallet Carr’ın “Tarih Nedir?” adlı muhteşem eserini ilk okumada anlamakta biraz zorluk çekiyordum. Oysa şimdiye kadar üstünden detaylıca iki kez geçince bir çok noktasını da daha güzel bir şekilde anladığımı hissediyorum.

Kitabın girişinde Catherine Morland’ın tarih üzerine bir sözü yer alıyor..”Böylesine can sıkıcı olması hep tuhafıma gidiyor, çünkü çoğu uydurulmuş olmalı.” Evet aslında tarih çok zevkli bir bilim, gerçeği araştırmak kadar güzel başka bir şey olabilir mi? Çok iddialı oldu olabilir belki ama onun tadı bir başka.. Dün projemden bahsettim yazımda mesela.. O konu benim araştırma ödevim olarak bana verildiğinde harem kavramını ben çok farklı algılarken tüm düşünce hayatım değişti.

İşte bu, tarihçinin toplum içindeki yerini benim gözümde bir kez daha arttırdı. Ne olmuş herkes tarihçi oluyor mantığı var ülkemizde, ataması yok, şu bu gibi laflarla ümidimizi kırmak gibi rüzgarlar estirenler de var. Herkes işsiz olduğumuzu düşünüyor. Ama benim düşüncem bu konuda çok farklı. Herkes tarihçi olamaz, belki bende ileride hüsrana uğrayanlardan olabilirim lakin o duruma düşmeye hiç niyetim yok. Herkes tarih bölümü mezunu olabilir ama herkes tarihçi olamaz..

Bir tarihçinin en iyi bilmesi gereken şey hiç kuşkusuz tarih.. Peki bu tarih nedir? Klasik ilköğretim kitaplarında geçen tabirler şunlardı.. “Tarih geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini yer ve zaman bildirerek, sebep-sonuç ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır.” Yukarıdaki altı çizili tabirler tarih için hep önemli olmuştur. Fakat artık klasik tarihçilik dışına çıkılmalı bence.. Tarihçi sadece geçmişi anlatan birisi olmamalıdır. Geleceğe yön vermelidir. Siyasette yer almalıdır. Bence biz bu tarihçi sıkıntısının acısını hissediyoruz bir yandan da..

Neyse konu daldan dala uzayacak gibi içime dert olmuş gibi yazıyorum.. Şimdilik anlamsız bir bütün olarak dursun bakalım…

Aşktrofobi

Hatırlar mısın?
Hani birkaç zaman önce,
-daha yeni değmişken elin elime,
gözlerim gözlerinde yuva yapmışken
ve uçkursuz bir sevişmeye gebe kalmışken kalplerimiz-
‘gitme’ demiştin,
‘gitmelerin olmasın,
beni senden alıkoyacak tüm kehanetler kalksın ortadan,
gitme aşk!
çukur olur yanaklarım gidersen,
ecel terleri dolar gamzelerime,
kıyıp da ağlayamam,
düşersin diye gözümden!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç ay önce,
-bir bir doğurmuşken sancılarını anneler,
cennet vaadiyle kandırılmışken günahkar ceninler
ve ellerinde yalanla koşarkan bir caddeden diğerine deliler-
‘bitme’ demiştin,
‘bitme kadın,
adından dökülen her harfe secde edecekken bitme,
güzlerini topla gel yaz mevsimlerime,
üşüt beni,
bütün uçurumları mesken edindi ruhum,
bitme sen!
korkarım anneme yenik düşmekten…
n’olur sanki bitmesen?!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç gün önce,
-gök, yüzünden utanır haldeyken,
tanrı bileklerinden kesmişken kendini,
insanlar kana kana yıkanırken yağmurun sulak yerlerinde-
‘yitme’ demiştin.
‘yitme be!
kör olabilecek kadar kütükleşmişken duygularım,
sarhoş bırakma beni başka bedenlerde.
sımsıkı sar, sakla çaresizliklerimi.
yitme lütfen!
bütün sihirbazları toplattım dünyadan,
yine de yitersen,
vazgeçeceğim tanrıdan!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç saat önce,
-birbirini bıçaklarken pişmanlıklar,
açık kapıların ortasında kalanların yüzüne çarparken rüzgâr,
ve kendini umudundan asmışken yenik bir devrimci-
‘silme kadın’ dedin
‘bütün korkularımı bırak ruhumun zindanlarında,
kilit vur kalp kapakcıklarıma,
özümü topla, at bir kenara,
ama silme kadın!
silme beni varlığından!
yokluğum çok korkunçtur benim,
eşeğin sudan gelmesini bekleten babam kadar öfkelidir bana.
gitme kadın!
bitme!
yitme, silme beni!
ölüm kokuyor tenim,
yalvarırım beni ölüme terk etme!’

Saat 19:46…
Bilmem hatırlayacak mısın ama,
şu an hastasını öldüren bir doktor duruyor karşında…
Üzülmek haddim değil belki,
Fakat ötanazi isteyen sendin bu aşkın hasta yatağındaki ruhuna…

Unutma aşkın talan yüzü!
İki elin yakamda…

//Merve Ceylan

Seslendirme: Kahraman Tazeoğlu