Çocukluk İşte

Keşke hep çocuk kalsaydık, saklambaç oynardık. Sen kalbime saklanırdın çoğu zaman ben ise seni hemen sobe’lerdim. Ne çocukluksa işte sen ebe olduğunda da bende gelir senin kalbine saklanırdım. Çocukluk işte. Ateşim yükselirdi o zamanlarda da sana karşı ama adını bir türlü koyamazdı kimse. Soğuk algınlığı derlerdi bende inanırdım. Çocukluk işte. Bizim evin önünden aşağıya doğru koşardık seninle, yarışırdık. Kim birinci olursa onun dediğini yapacağız diye de iddaa’ya girerdik. Aslında iyi bir koşucu olmama rağmen hep sen birinci olurdun. Buna izin verirdim çünkü senin isteklerin benimkisinden daha güzel oluyordu. Tepelere çıkıp gökyüzüne bakıyorduk seninle, el ele tutuşuyorduk ya. Sonra hafiften gülümsüyorduk. Çocukluk işte. Sen elimi tuttuğunda sanki yer sallanıyor gibime geliyordu. Kalbimde sana karşı anlamını kavrayamadağım bir kıpırtı işte. Doktorlar kalp krizi riski olduğunu söylediler bana o yaşta, ahmaklar! bilemediler ki, benimkisi aşk krizi idi. Şimdi gözlerimi kapatıp geçmişe gidiyorum da keşke tuttuğun bu elimi hiç bırakmasaydın. Keşke seni hiç bir zaman sobelemeseydim de yıllarca kalbimde saklansaydın…

Sabah sabah uykulu gözlerle yazma isteği geldi. Bendeki de çocukluk işte…

Bırakın Bu İşleri

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da 13 vatan evladı haince şehit edildi. Devletin zirvesi ise bu olaylar yaşanırken PKK’nın temsilciliğini yapan BDP ile masaya oturma derdinde idi yemin krizini çözmek için. Tabi herşey bununla sınırlı da değildi.. DTK (Demokratik Toplum Kongresi) bir Özerklik Bildirisi yayınladı.. Bildiride şu söz çok dikkat çekiyordu “demokratik özerk Kürdistanlı”.. Bu sözü aslında uzun uzadı tartışmaya gerek yok. Hükümetin işbirlikçi oyunları ile en sonunda bunlarda oldu.. Kürdistan gibi hayali bir devlet ülke sınırları içerisinde kuruldu böyle.. Kürtler arasında şu anda bir ayrışma söz konusu denilsede, bu mevzu özerklik değil, sadece talebi denilse de sonucun nereye varacağı çok belli.. Mesut Barzani ortak bayrak çağrısı yaptı yayın organı Peyamner Ajansı‘nın web sayfasında. İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de onlara göre ise 4 ayrı Kürdistan’da aynı bayrağı kullanmaya davet etti insanları..

Neyse, 13 şehidimize son vazifemizi de yaptık, Türkiye’nin bir çok yerinde teröre lanet mitingleri yapıldı. Haber bültenleri ülkenin kırmızı beyaza büründüğünü belirtiyor sloganlar yükseldi. Kendi çevremde Ak Parti’ye destek vermiş bir çok insan bile ülkenin şu anki duruma geleceğini görmemiş gibi, yazık o kadar kınalı kuzuya gibi sözler sarfediyor. Bende içlerinden yakın bir dostuma seçimden önce bunları dile getirdiğimizde hizmet ediyor adam diyordunuz dediğim zaman ise sustu bir çoğu. Evet doğru ülke kırmızı beyaza boyandı, ama keşke 12 Haziran’da Türkiye haritası sarıya bu derece boyanmasaydı.

Ancak bizim halkımıza bu durum gerçekten müstahak, oradaki 13 kardeşimize olan acım bir yere ama bu siyasal düzende Ak Parti’yi yeniden başa getiren halkımız görsün neler olacaklarını artık.. Doluyum bu konuda çok ağır yazmak istemiyorum.. Ama Türk Milletine bir çift hatırlatma mahiyeti ile diyorum.. İkra” Kuran-ı Kerim’in ilk sözcüğü bu. “Oku”.. Milletimiz biraz okusun, biraz daha bilinçlensin.. Başka bir şey istemiyorum Allah’ımdan…

Ta.. Tarih.. Tarihçi.. Ben.. Karmaşık Ulan

Üniversite bitti, artık elimizde bir mesleğim var. Ben bir tarihçiyim. Tabi buna daha kuvvetli söyleyebilir miyim bilmiyorum. Üniversite son sınıfta tarih felsefesi dersinde elimize aldığımız Edward Hallet Carr’ın “Tarih Nedir?” adlı muhteşem eserini ilk okumada anlamakta biraz zorluk çekiyordum. Oysa şimdiye kadar üstünden detaylıca iki kez geçince bir çok noktasını da daha güzel bir şekilde anladığımı hissediyorum.

Kitabın girişinde Catherine Morland’ın tarih üzerine bir sözü yer alıyor..”Böylesine can sıkıcı olması hep tuhafıma gidiyor, çünkü çoğu uydurulmuş olmalı.” Evet aslında tarih çok zevkli bir bilim, gerçeği araştırmak kadar güzel başka bir şey olabilir mi? Çok iddialı oldu olabilir belki ama onun tadı bir başka.. Dün projemden bahsettim yazımda mesela.. O konu benim araştırma ödevim olarak bana verildiğinde harem kavramını ben çok farklı algılarken tüm düşünce hayatım değişti.

İşte bu, tarihçinin toplum içindeki yerini benim gözümde bir kez daha arttırdı. Ne olmuş herkes tarihçi oluyor mantığı var ülkemizde, ataması yok, şu bu gibi laflarla ümidimizi kırmak gibi rüzgarlar estirenler de var. Herkes işsiz olduğumuzu düşünüyor. Ama benim düşüncem bu konuda çok farklı. Herkes tarihçi olamaz, belki bende ileride hüsrana uğrayanlardan olabilirim lakin o duruma düşmeye hiç niyetim yok. Herkes tarih bölümü mezunu olabilir ama herkes tarihçi olamaz..

Bir tarihçinin en iyi bilmesi gereken şey hiç kuşkusuz tarih.. Peki bu tarih nedir? Klasik ilköğretim kitaplarında geçen tabirler şunlardı.. “Tarih geçmiş zamanlarda yaşayan insan topluluklarının her türlü faaliyetlerini yer ve zaman bildirerek, sebep-sonuç ilişkisi içinde anlatan bilim dalıdır.” Yukarıdaki altı çizili tabirler tarih için hep önemli olmuştur. Fakat artık klasik tarihçilik dışına çıkılmalı bence.. Tarihçi sadece geçmişi anlatan birisi olmamalıdır. Geleceğe yön vermelidir. Siyasette yer almalıdır. Bence biz bu tarihçi sıkıntısının acısını hissediyoruz bir yandan da..

Neyse konu daldan dala uzayacak gibi içime dert olmuş gibi yazıyorum.. Şimdilik anlamsız bir bütün olarak dursun bakalım…