Profesyonel Bloglama Yolunda Orjinallik

Özgürlük risk altında. Profesyonel blogcu olarak para kazanmak, bir markayı başlatıp geliştirmek, benzersiz içeriğiyle lider olmak için birçok baskı altındasınız. Eğer acemi blogcudan profesyonel blogculuğa doğru ilerliyorsanız sizden önce birçok blogcu var örnek alıp önemsememiz gereken.

  • En büyük profesyonel markayı kurmak için ticaretin tüm araçları elinizin altında ama ne pahasına?
  • Profesyonel kimliğinizi çok hızlı ve çok fazla değiştirerek risk alıyor musunuz?
  • Yazmak için oturduğunuzda kendinizi nasıl bir blogcu hissediyorsunuz?

Bunlar yolunuzda sorulması gereken sorular ve blog hakkında sizi telkin etmek istediğim bir konu var.

  1. Orijinal ve otantik olmak bir blogcunun başarısı için her zaman kritik noktalardır.
  2. Yolunuz hakkında eğer mekanik oluyorsanız, bir mola zamanı gelmiştir.
  3. Eğer ne yazacağınız konusunda ya da başarı hedeflerinizde daha çok analizlere önem veriyorsanız; hedeflerinizi tekrar düşünme zamanı gelmiştir.
  4. Eğer yazılarınız kişiliğinize odaklılığını kaybediyorsa ya da şevk duymadan yazıyorsanız; temelinizi düşünün.

Ben her zaman ilham kaynaklarım hakkında yazdım, nadiren ya da hiçbir zaman analizler ya da anahtar kelimeler hakkında yazmadım. Belki bu kısa görüşlülük belki de değil.

Anladım ki insanların nasıl gelip ziyaret ettikleri konusunda yazı yazmak için çok önemli sebepler var buna rağmen bu benim yazma amacım değil. Ben tonlarca fonksiyonel mesaj yayınlamam mesela, insanlar sürekli aynı şeyleri görmekten sıkılırlardı.

Yazdığınız zaman kişiliğinizin yazıya geçtiğinden emin olun. Bunun için birinci şâhısı kullanmak zorunda değilsiniz, ruhunuzu yansıtmanız yeterli.

Analizler hakkında her zaman merak ettiğim şey orijinaliteye darbe vurup vurmadıkları?

Google un kendi algoritmasını öyle bir ayarlıyor ki herkes de büyük hasarlara yol açıyor.

Eğer yazmak için her gün analizlere bağlı kalıyorsanız, o zaman orijinaliteyi riske atıyorsunuz. Bu benim görüşüm, katılanlar?

Bilgisayardan Anlamam

Bilgisayar ile olan geçmişim aslına bakarsanız çok da uzun sayılmaz. 2003-2004 yıllarında Counter Strike ile başlayan bir furyaydı tanışmam. İlk bilgisayarımı 2005 yılında zorla aldırmıştım. Öyle bir hevesti ki benim için bilgisayar. Toplama bir makine ve Inter Pentium4, 80 GB Harddisk, Asus P5S-MX SE Anakart ve 256 Mb Ram ile yola çıkmıştım..

İlk aldığım gün bir heves bilgisayara oyun yükleme derdi derken cd’lerden biri CD-Rom içerisinde parçalandı ve CD-Rom’u o zaman açmayı başaramadım..:) Açmak da ne ki o zaman tek bildiğim şey güç düğmesine basıp bilgisayarı açmak 🙂

O günden sonra kendimi baya bir geliştirdim donanımsal olarak falan, artık öyle ki bilgisayarı kendimce ince ayrıntısına kadar söküp toparlıyordum. Elektroniğe karşı olan sevgimden olsa gerek ki abimin elektronik işlerinde de elimin yatkınlığından dolayı ekibin “Prof” olarak adlandırdığı vazgeçilmez bir elemandım.

Zamanla bilgime bilgi ekledikçe bu durum başıma dert olmaya başlamıştı. Niye mi? Donanımsal bilginin artmasıyla bazı kişilere bazı yardımlarda bulunuyordum ancak herkes beni her şeyi bilen olarak görüyordu. Gece yarısı telefonum çalıyor, şu msn adresini nasıl hacklerim sorusu geliyor..:) Hala ara ara facebook profilini nasıl patlatırız gibi sorular ile karşı karşıya kalmıyor değilim.

Bu yüzden gelen herhangi bir soruya ben anlamıyorum, o konuda bilgim yok demek gibi bir lükse sahibim. Tek bildiğim artık bilgisayarı açmak ve kapatmak 🙂

Bilgisayar Benim İçin Bitti 🙂

bilgisayar

İş Hayatına Atıldım

Yaklaşık 3 ay önce KPSS sonuçları gelmiş ve ben gerekli açıklamayı yapmıştım. Tahminlerim, yapmış olduğum araştırmada başarılı oldum. Bir tek yanıldığım nokta bakanlığın yapmış olduğu atama sayısı oldu. Branşımızın açık sayısı normlara göre 1500 civarı iken bakanlık ancak 376 atama yaptı. Ben sıralamada da 2107 ye geldiğim için atama durumu söz konusu bile olmadı.

Bu sırada Alaşehir’de özel bir dershanede göreve başladım, ama ne başlama. Dershanede ne doğru düzgün öğrenci var, nede iki üç branş öğretmeni dışında öğretmen var.. Aynı zaman diliminde Sosyal Yardımlaşma Vakıflarının personel alımlarına da müracaat ettim. Mülakata kadar girdim ama olmadı sağlık olsun dedim. Neden olmadığı konusunda da sanırım birileri açıklama yapmalıydı da neyse. Dershanede 1 ayı tamamladım, maaşımızı alamadık ve bu işi de diğer bütün branş arkadaşlarımızla birlikte bıraktık. Zaten topu topu 4 öğretmendik..:) Durum o kadar vahimdi yani. Ama iyi birer dost buldum kendime burada.

Ben bu ara “ne iş olsa yaparım abi” moduna girmiştim yani o derece kritik bir durum. Alanımla ilgili nerede ilan görsem yapışırken, yapabileceğim işleri de boş geçmiyordum. En sonunda aranan kan bulundu ama. İstanbul’daki arkadaşım Uğur, şirketinde güvendiği ve aynı zamanda sektörden anlayan birisini arıyordu. Sürekli de bana bu durum ile ilgili sorular yöneltiyordu. Ben işi bırakınca ve Sosyal Yardımlaşma işi de olmayınca Uğur’un teklifi üzerine İstanbul’a yerleştim. Şirketin reklam işleri ile ilgileniyorum.

Şirkette sakin bir ortam ile karşılaştım, herkes işine yoğunlaşmış durumda. Bu arada şirket ne iş yapıyor? Şirket mobil uygulamalar yazıyor. Şu anda da son uygulaması olarak da bir oyunu piyasaya sürmek üzere. Tahminlerimize göre de bayramdan sonra Apple Store da olacak. O zaman oyunun tanıtımı ile ilgili bir yazı yazıp yayınlarım. Şimdilik bu kadar.

Hadi görüşürüz..:)

Anlatamazsın Bazen

Kusura bakma sevgilim, ben benimle mutlu ol diye sevdim seni. Bensiz mutsuz ol diye değil..! Zaten ben değil miydim seni mutsuzluktan çekip alan.. Şimdi ayrı ayrı olmanın ne manası var ki..? Seni incittim kırdım ama bil ki bir o kadar da bende kırıldım.. Neyse o konulara girmeyeceğim.. Şimdi hayatımızı sikip attığımızı oturup konuşalım ne dersin?

Uzaktayız, birbirimizi kırdığımızda ancak mesajlar ile duygularımızı aktarabiliyoruz ama bu kadar karamsarlıkta duygular bile gitmiyor, kelimeler nasıl insanın boğazına dizilir kalır ya duygularımı da o telefondaki 10 tuşa basarak dile getiremiyorum ben. Hele bir de normalde bir mesaja saniyeler sonra cevap veren senden saatlerce cevap gelmeyince, kıçına tekme vurulan bir orospu çocuğu olduğumu düşünüyorum. İstenilmeyen ama varlığını hissettirmeye çalışan, dünyaya tutunmaya çalışan.

Mesajlarıma cevap gelmeyeceğini söylemen ise ayrı bir paranoya ve aklımda o andan itibaren silmeye çalıştığım şarkılar. Uzun zamandır dinlemediğim şarkıları dinliyor ve soyut bir aşk masalına uzanıyorum. Tutun ellerimden ve çekin beni de o masala diye haykırıyorum. Alsana işte piç diye bağırıyorum bana oradan bakıp duran şerefsiz cüceye..

Sesim kısılıyor, sessizce ağlıyorum. Göz yaşlarım nedense terse akıyor anlıyorum ki bu dünya bana dar geliyor. Beynim sulanmış bir durumda, acılarımı cebime katıp senden af diliyorum..

Ve o anda eski bir şarkıda son nakarat şu şekilde haykırıyor..

Götür beni eski bir şarkıda uyuyan
Güzel Muraşka’ya… Paryoşa
Paryoşa beni hiç bırakma
Al yanına…
Paryoşa aşkı getir bana
Dudaklarımla doyurdum
Mavilere boyadım onu
Paryoşa… Paryoşa
“Uyuyo Muraşka”

Kızları Anlamama Sanatı

Uzun bir zamandır hayatımda kız arkadaşım var ve ondan önce de bir takım arkadaşlıklarım olmuştu. Ve ben liseden beri kız arkadaşı olan birisi olarak şunu söyleyebilirim ki kızları anlıyorum diyen insan yoktur. Tanrı onları öyle bir şekilde şifrelemiş ki çözülmüyor.

Erkeklerde bir birliktelik mevcut iken kızlarda bu yoktur. Bir çok erkeğin sevdiği şeyler aşağı yukarı aynıdır. Erkekler sabittir, belli bir düşüncede hareket ederler. Kızlara hak veriyorlarsa bilin ki o kız onun arkadaşıdır. Sevgilisi değil.

Kızlar öyle karmaşık bir yapıya sahiptir ki anlayana aşk olsun.

  • Kıskanırsın sıkılır, kıskanmazsın “sen beni sevmiyorsun” der.
  • Yapmak istediği bir çok şeye rahatsızlık duysan bile tamam yap dersin yaranamazsın.
  • Yapmak istediklerine hafif de olsa kısıtlama getirmek istesen, kızlar hemen boğulur, sonrasında kavga edersin.
  • Kızlar başları kalabalık iken onlardan ilgi görmek istersen günah keçisi ilan edilir, anlayışsız olursun. Ama senin başın kalabalık iken onunla ilgilenmek mecburiyetindesindir.
  • Eğer birde içki ve sigaran varsa yandın. Karşındaki kişi içmiyorsa, onunla iken de içemezsin onsuz da içsen kaç tane içtin gibisinden sorular gelir ve yine kavga edersin.
  • İlgini biraz artırırsın hayırdır ne oldu da böyle oldu derler, kuşku duyarlar.
  • Kılık kıyafetine karışılmasını istemez, ilgiyi üstünde görmek istemesinde olsa gerek, buna da karışırsan tribi yersin.
  • Onlar her tarz müzik dinlemez, sen ona karışmazsın. Sen bir Orhan Gencebay açıp dinlemek istesen “ıyk kapat şunu kro musun?” derler, ama aynı sözü ve besteyi bir tane popçu okusun o şarkıyı dillerinden düşürmezler.
  • Arkadaşların ile buluşursun, kaç tane kız olduğunu, isimlerini, yakınlık dereceni sonuna kadar sorgularlar. Sen ona erkek arkadaşları ile olan bağlarını sorsan sıkılırlar, tribi yersin.
  • Onunla bir kez yapmak istediği şeyi yapmayıp başka zaman kendin yapsan yine lafı yersin. O anda o etkinliği yapmak istemekten zevk almayacağını bilmezler. Onunlaysan yapmak zorundasındır o yokken yapamazsın.
  • Dürüst olmanı isterler ama kiloları ile ilgili bir şeyde asla dürüst olamazsın, dürüst olursan “sen beni beğenmiyor musun?” gibisinden sorularla ile erkekleri öldürürler.

Yani işin kısası şudur ki kimse onları anlamaz, onları sadece kendi cinsleri anlar. Erkekler Allah yardımcımız olsun..:)

Bu mu Aşk? Aşk bu mu? Aşk mı bu?

Her şey seninle başladı yeniden.. Yazıyorum aylar sonra hatta yıllar. Zaten çok yazan biri değildim ama en azından bi günlüğüm vardı kendi çapımda takılırdım.. Sonra… Hayatım anlamsızlaştı gitgide ben de yazmaya değecek bişi bulamadım.. Saçma sapan insanlar, gereksiz anılar.. Okuyup hatırlamak istemediğim şeyler işte.. Sonuç olarak yazmadım ben de.. Sonra hayatıma inancımı kaybettim, kendime de… Boş olduğumu düşünüyorum fazlasıyla… Belki de gerkçektn de öyleym yapcak bişi yok..:/

Aslında ne yazmak istediğimi, bu yazının amacını hiçbir şeyi bilmiyorum.. Canım sıkılıyor ve oturdum öyle yazayım diye:D Özeniyorum yazan insanlara fazlasıyla.. Sana daha da çok.. Ne yapıyorsun dedim, bloğuma yazdım vs dedin ya bi kıskançlık tuttu nedense 😀 Dedim Tuğba senin neyin eksik otur yaz.. Şimdi de böyle boş boş yazıyorum ama hoşuma gidiyor tuşlara basmak ve sayfa da hafiften doluyor ya bir ciddi hissettim kendimi..:D

Bir şey var boğazımda.. Canım sıkkın değil, ağlamak istiyorum.. Bir şey geldi oturdu yüreğime.. (ve nedenini anlamadığım bir şeklide bu iki cümleyi yazarken gözlerim doldu.. Yazmaya kaptırıyorum herhalde yavaştan kendimi :D) Yok ama cidden ağlayasım var.. Sen gideli çok az bi zaman oldu yanımdan.. Ve ben hiç böle olmamıştım.. Biliyorsun zaten fazla duygusal bir insan değilim.. Ya da belki de öyleyim de çaktırmıyorum 😀 Bilmiyorum onu kendime bile itiraf etmedim daha ama dediğim gibi kötüyüm sen gittiğinden beri.. Böyle olmamıştı daha önce.. Gidiyordun tamam üzülüyordum falan ama yaşamsal faaliyetlerimi etkilemiyordu bu durum.. İştahım kesilmiyordu sen yoksun diye.. Ya da sen yoksun diye uyumak istememe durumum olmuyodu..:( Gözüm dalmıyordu bu kadar sık.. Seni düşünürken bulmuyordum kendimi her defasında.. Aşkım şu an ne yapıyor diye düşünmüyordum sürekli ve yaptığın her şeyde sana bu kadar kızmıyordum içimden o yaptığın şeyi bensiz yapıyorsun diye..:( Aşk bu mu? Bu aşk mı? Bu mu aşk?.. Böyle mi oluyormuş insan.. Kötüymüş be hacı.. Ya da ne kötüsü çok güzel fazlasıyla hem de.. Ve ben sana çok teşekkür ederim bana bu duyguları yaşattığın, bunları hissettirdiğin için.. İçi acıyo insanın çok, ama güzel..:) Değişik işte nasıl acıtan bir şey güzel olabiliyor ki..:)

 …

Saatlerce verilen bunalımlı bir aradan sonra hadi bari bir tekrar yazayım bir şeyler dedim..:) Herkes uyuyor şu an.. saat 03.06 bende bunalm tavan yapmış öyle müzik dinliyorum.. Ya ben seni çok seviyorum kiiiiiii.. Geldin gittin aşkım valla değişenler değişti bende bu defa.. Tabi sen farkında değilsin malum ben hissettiremiyorum malım..:/