Bunları Biliyor Muydunuz?

Bugün bazı ilginç bilgileri paylaşmak istedim sizlerle.. Mesela; spor ayakkabınızda oluşan kötü kokulardan kurtulma yöntemi gibi basit ve pratik yöntemler.

    • Spor Ayakkabınızı Kokudan Kurtarın

Spor ayakkabılar çıplak ayakla giyildiğinde kötü kokmaya başlar. Bunu önlemek içinse pamuklu ayakkabılar tercih edilmelidir. Ancak ayakkabılara yerleşen kötü kokuları arındırmak için en etkili yöntem bikarbonattır. Evet bikarbonat. Akşam ayakkabınızın içine bir miktar bikarbonat koyun ve bir gece boyunca bekletin. Sabah içerisini silkeleyin, kokudan eser kalmayacaktır.

    • Atlara Neden Gözlük Takarlar?

Atların gözleri hem önü ve hem arkayı görmeye müsaittir. Bununla birlikte gözlerinin arasındaki mesafe oldukça fazla olduğu için karşıdan gelen cismin uzaklığını tam olarak kavrayamazlar. Takılan at gözlüğü ile birlikte görüş açılarını azaltmak ve çevreden çok fazla etkilenmemeleri amaçlanmıştır.

    • Gelinlikler Niye Beyazdır?

Bu konudaki geçerli rivayet ise şöyledir. 16. yy’da İngiltere kraliyet ailesi tarafından gümüş gelinlikler tercih edilirken, Kraliçe Victoria illa ki beyaz gelinlik diye tutturmuş. Onu bu inadından vazgeçirememişler. Bu yüzden beyaz gelinlik ondan sonra masumiyet simgesi olarak tercih edilmiş.

Neden bunları kafama taktıysam bilmiyorum ama merakım giderilmiş oldu 🙂

Kişisellere Son Veriyorum

Merhaba blog günlüğüm, daha önce sana hayatımda olup bitenlere daha az yer vereceğimi söylemiştim. Tam hangi yazıda olduğunu bulucam bekle bir dakika. Buldum 🙂 Heh işte üzerinden 3 yıl geçmiş sanırım. O günden bu güne gerçi pek öyle özelimi paylaşmamış olsam da bugün itibariyle toplumsal veya siyasal bir olay olmadığı sürece şunu yaptım bunu yaptım dememeyi planlıyorum. Tabi ki bazı şeyleri yazabilirim mesela askere gidicem oğlum ben 🙂 Bunu da mı yazmayak.. Bloğu daha çok güncel tutmak adına teknoloji, web, uygulama tanıtımları olacak biçimde şekillendirmeyi planlıyorum.

Bloğu askere giderken Usluer ve Okan Sümer kardeşlerime emanet edicem. Bu arada gitmeden de kendime ait özel bir temada tamamlanmış olacak. Bu tema içinde Anarschi mahlaslı Beyazıt’ın çalışmaları sonlandırması bekleniyor. Yeni bir tema, yeni bir düşsel yaşam, askerlik hayatı derken geldiğimizde hayatımızda radikal kararlar almış olacağız.

Hadi kal sağlıcakla. 🙂

Gezi Parkı ve Yaşananlar

30 Mayıs’ı 31 Mayıs’a bağlayan gecenin sabahına kadar oturdum, bazı işlerimi halletmek için vs.  Son zamanlarda da aktif olarak Twitter kullanıyorum. Takip ettiğim bir kaç ünlü isimin twitlerini gördüm. Şiirler okuyup, eğlenerek direnmelerine dair. Özellikle Okan Bayülgen’in kitap okuyarak radyo programında başlattığı kitap okuma sürecinin Taksim’e de yansıması çok hoşuma gitmişti. Ancak ne olduysa sabah saat 5 sularında falan oldu. Atılan twitlerde şunu gördüm. Polislerimiz taksim gezi parkı içerisinde yer alan eylemcilere orantısız güç kullanıyordu. (Bu araya bir parentez açmak isterim. Polislerle alıp veremediğim falan yok, sonra yanlış anlaşılmalar olmasın. Her şeye önlemimizi alalım.)

Neyse sabahı ettim ve sabah kalkıp ofise geçtim. Olaylar sürekli twitter üzerinden paylaşılıyor vs. Gelen fotoğraflar canımı sıkmaya başladı. Polisin orantısız güç kullandığına dair fotoğraflar düştükçe aklıma soru işaretleri düşmeye başladı. Nereden geliyor bu emirlerde bu polisler bu kadar acımasız oluyor diye. Babam ile konuşuyorum arada, o söyledi. Bir polis arkadaşı tarafından dile getirilmiş. “Abi bize emir amirden falan gelmiyor, direk tepeden geliyor” diye. Gerisini siz düşünün.

Akşam oldu eve geçtim ancak yerimde duramıyorum. İnsanlar sokaklara dökülmeye başladı. Anladım ki bende bu olay artık bir Park meselesi değil. Bu olay artık baskıya karşı bir başkaldırı. Bu insanların yanında yer almazsam kendimi kötü hissederim dedim. Kalktım gittim. Bundan sonrası artık;

Taksim Gezi Parkı

Elimde ne bir taş, ne bir sopa, ne de herhangi bir siyasi partinin simgesi vardı. Polislik mesleğine karşı da saygım sonsuz olduğu için, onlarla hiç bir münakaşaya girmedim.

Gördüm ki meydanlarda apolitik olarak ortaya çıkan bireyler var. Kimisi alkol düzenlemesine kızmış, kimisi Reyhanlı olaylarında hükümetin tavrına kızmış, kimisi hükümettekilerin günden güne zengin oluşuna kızmış, kimisi çözüm sürecine kızmış, kimisi 3. köprü ismine kızmış, kızmışlarda kızmışlar yani insanlar ancak şimdiye kadar bir sebep bulup seslerini bu kadar gür çıkaramamışlar.

Gezi Parkı bir milat oldu işte o yüzden. İnsanlar sokaklara döküldü. İstenilmeyen şeyler yaşandı ki keşke yaşanmadan hükümet sessizce eylem yapanlara bir kulak verseydi. Ya da onu geçtim bu proje daha düzgün bir şekilde insanlara anlatılsaydı. Taksim sadece yayalara özgü olsun eyvallah bunu bende isterim, ancak ben dedim olacak şeklinde olmaz. Daha makul bir anlayış ile gidilir.

İnsanların direnişi zaten yeterince sosyal medyada yer buldu da bizim yerel medyamız olayları ekranlara taşımaya cesaret edemedi. Sebebi belli, baskı, korku ve satılmışlık. Bunlara o kadar değinmeye gerek yok, yandaş medya diye arama yapın Google’da her şey ortada.

Olayda başbakanın tepkisi ise danışmanlarının körlüğünden olsa gerek. Bir başbakana yakışmayacak şekilde, sokak jargonuyla olayları proveke edenlerden birisi kendisidir. Bir diğeri de bu işten faydalanmaya çalışan aşırı uç gruplar. İşte biz sessiz eylemciler olarak, ne böyle bir başbakanı, ne de öyle Taksim’de yağma yapmaya kalkan uç grupları da istemiyoruz.

Polisin çekildiği günde Taksimdeydim. Gördüklerimden bazıları şunlar;

  • Sessiz sessiz oturanlar
  • Şarkı söyleyenler

Görmeyi istemediğim şeyleri de gördüm. O da ne mi? Sivil vatandaşların arabasını devirenler, belediyenin toplu taşıma aracına zarar verenler, kısacası olayları terörizm boyutuna getirenler. İşte meydanda az da olsa bunlardan da vardı. Ancak onlara engel olmak için çabalayanlar da. Belediye otobüsünün tekerini patlatmaya çalışan ne üdüğü belirsiz bir provakötere bir abinin çıkışı vardı ki, dedim işte ben bu abi gibi düşünenlerle olmalıyım.

Ara ara Taksim Gezi Parkı civarına çıkarma yaptım. İnsanlar orada oturuyorlar, kendi hallerindeler ama artık bu işten nemalanmaya çalışan marjinal gruplar hala orda. İdeolojilerini yayma ve empoze etme düşüncesindeler. Onlarında bir an önce temizlenmesi lazım oradan, her zaman gerçek eylemcilerin temizlik esnasında onları da aralarında istememesi lazım.

İşte bu yüzden haklı iken haksız konuma düşmekten korkuyoruz. Bu yüzden aşağıdaki resmi paylaştı durdu insanlar.

sen-gelme-ulan-ayi

Gün birlik günü, ancak bölücüyle değil, birleştiriciyle. Buna göre herkesin hareket etmesi lazım, zaten Facebook ve Twitter üzerinden yeterince konuştum. Bence şimdilik bu kadar yetmeli.

Çok Akil-li Davrandılar

Olamam çok sevsem de bir aşkın kölesi, senin derdin aşk benimki “Memleket Meselesi” diyor sayın Ahmet Şafak. İçim cız ediyor her dinleyişimde tüylerim diken diken oluyor. Ülkemizin içinde bulunduğu durumu gördükçe yaşadığım üzüntü ve kaygılarım biraz daha artıyor. Bayadır sesimi soluğumu da çıkarmayıp olayların neticelenmesini bekliyordum.

Bugün 26 Nisan 2013, Türkiye Cumhuriyet’ini son 11 yılda yönetenlerden hiç bir şekilde memnun değilim de özellikle son ustalık döneminde iyi niyetlerini! ayyuka çıkardılar. İmralı süreci diye bir süreç başlatıp öncelikle terör örgütü elebaşı ile sohbetleri başladı. Evet sohbetleri. Hani şu klasik cemaat sohbetleri vardır ya onlar gibi düşünün işte. Sonuçta Bülent Arınç’a göre de terör örgütü lideri namazında niyazında akil biriydi zamanında. Kanka oldu bunlarda sonradan işte.

21 Mart Nevruz kutlamalarında medyada bol bol haberler çıktı. Terör örgütünün bayrak olarak nitelendirdiği paçavralar meydanları süsledi, Öcalan güya kardeşlik! mesajı verdi. Örgütüne çekilin dedi. İktidardakiler bir heyet kuralım insanlara barışı! anlatsınlar dedi. Bunlara da akil insanlar adını verdi. 7 ayrı bölgede heyet gezecek ve barış sürecini anlatacak, insanların haklarını birbirlerinden helal etmelerini isteyecek ve sanırım en son diyecekler ki, biz Türk Beyi Uzun Hasan’ın şehri Diyarbakır ve ötesini sözde Kürtlere veriyoruz. Ki bunu onlar demese de bu iktidar bir süre sonra diyecektir.

Örgüt 25 Nisan 2013 tarihinde Kandil’de bir açıklama yaptı. Silahlarımızla birlikte ülkeyi terkediyoruz diye ama şartlı. Kimse onlara dokunmayacak ve onlar gidecek. Bir gazete de Kandil için Güney Kürdistan’daki Kandil demişler, şimdi eğer Kandil onların tabiriyle Güney Kürdistan içindeyse, Kuzey’i ülkemin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olmuyor mu? Medya buna dikkat etmez. Ancak sizin beyninize yavaştan empoze eder bunu. Kelimeler size tanıdık geldikçe, sizinde sindirmeniz kolay olur.

Basın mensupları koşa koşa Kandil’e gitti ve terör örgütü üyelerince didik didik arandılar. Aynı olay Türkiye’mizin herhangi bir beldesinde olsa “Basın Özgürlüğü Var” diyerek kıyameti koparırlardı. Zaten basını elinde ip gibi oynatan bir zihniyet varken daha ne beklenebilir ki?

Çok değil daha 1 hafta önce 20 Nisan’da MHP’nin İzmir’de Bayrak Mitingi vardı. Eminim ki oradaki katılımcılar MHP destekçileri değillerdi tek. İşte orada akıllı bir toplum vardı. Vatanın bütünlüğünü, tek millet anlayışını savunan. Ancak medya buna çok fazla değer vermedi. Sebep çok aşikar. İktidar sahipleri aman koltuğumuz sallanmasın, internet kullanmayan ve sadece televizyon ile gündemi takip eden makarnacılarımızın gözü açılmasın diye engeli bastılar. Bakalım Türk milleti bu durum karşısında tepkisini daha nasıl gösterecek.

Acıya Alışmak Mı Lazım? Direnmek Mi?

Sevdiklerini birer birer kaybetmenin acısını yaşıyorum şu sıralar. Yıllar önceydi, ilk kaybedişim bir Nisan ayında yaşanmıştı. Akşam mutlu gördüğüm dedemin sabah cenazesindeydim. Ağlamıyordum, ağlamak istiyordum ama içimde tutuyordum. Erkek adamdım ben ağlamazdım. O günden sonra kalbim nasırlanmış gibi oldu. Belki de dedemin vadesinin gelmiş olduğuna olan inancımdan dolayı böyle bir ruh haline bürünmüştüm. Sonraki yıllar sevdiklerimi hızlı bir şekilde almadı.

5 yıl sonrasında çok fazla görüşmesek te babannemi kaybettim. O dedem kadar koymadı bana. Görüşmüyorduk fazla ama üzülmüştüm lan sonuçta. Sıra birilerine gelecek diye. Aklımda hep sıradaki kim olacak, ben mi yoksa bir başka büyüğüm mü diye düşünüyordum. Hep akraba olarak gördüklerimi nedense sıralamada tutuyordum.

En son ne mi oldu. Sevdiğim bir abimi kaybettim. Akrabam değildi ama ailemizden biri gibiydi. Yıllarca aynı sofrada yemek yedik. Yeri geldi beraber içtik, dertleştik. Kurban bayramında aradığımda evde değildi, ziyaret edemedim. Oysa ki her bayram görüşürdük. Hanımına selam söyle uğrarım dedim, uğrayamadım. Ne zaman yola çıkacak olsam, helalleşirdik. Bu kez onu gerçekleştiremedik. Ve o aniden göçtü gitti bu dünyadan. Acısını bıraktı, anılarını bıraktı. Cenazesine bile gidemedim, son kez hakkımı helal edemedim. İşte bu yüzden içim yanıyor. Yalnızlığı ta derinden yaşıyorum vesselam.

Telefondaki ismine bakıyorum, birlikte çekildiğimiz resimlere bakıyorum. Ulan Mehmet abi hakkımı helal ediyorum da bu son yaptığın “Minik” şakayı nedense hazmedemiyorum..

mehmet-dalkiran

Son Optimizasyon İle Gelenler

Merhaba blogcum, sana en son güzel bir ayar çektim ve kafamda kurguladığım temayı ararken buldum. Bu vakte kadar temasını kullandığım değerli kardeşim İsmail’e de teşekkür ederim. Malum bir sene boyunca neredeyse seninle ilgilenememiştim öyle arada yazmaktan başka bir şeyde yapmıyordum. Ancak sektöre geri dönünce artık hem biraz bildiklerimi unutmamak ve lazım olduklarında elimin altında bulunsun diye artık WordPress ile ilgili yazılar, Grafik üzerine dosya paylaşımı vs. yapmayı düşünüyorum.

Evet ne demiştim sana güzel bir şekil verdik sonunda ya. Öyle pek hit kaygısı olan biri değilim ama seo açısından da seni yavaştan güzelleştirmek için çabalıyorum. Hiç yapmazdım ama Analytics kodunu da ekledim sana. Tabi trafik kaynaklarına da baktım bu insancıklar nereden geliyor diye.

Gelen ziyaretçilerin % 81’i arama motorları aracılığıyla gelirken geriya kalan % 19’luk kısımdan %14’ü doğrudan ibocan.net e gelenler, %5’lik kısım ise yönlendirme ile gelenler. Yani kısacası fazla bağlantı veren yok bize..:)  Bu pastanın en büyük diliminden faydalananların da nereden geldiğini paylaşmak istedim seninle bugün..

Ve işte bombalar..

6 Gün Savaşları

Eh be abicim bir savaşı da bitiremediniz gittiniz. Ne İsrail’mişsin be kardeşim. Üzerine bir çalışmamızı koyduk milleti çektik buraya ama insanlar nankör, ulan bir teşekkür yazamadınız mı.. Kesin bunlar üniversitelerin tarih bölümlerinde okuyan öğrenciler. Araştırmalarınızda beni kaynaklara ekliyor musunuz hergeleler.. 🙂
Şerefsiz {Ne Demek} / {Nedir} / {Ne Demektir}
Ama oldu mu şimdi arkadaşlar en çok tıkı buradan alıyorum nedense.. Ne işiniz var sizin şerefsizlik ile.. Gidin dürüst dürüst yaşayın hayatınızı değil mi şerefsiz mi arıyorsunuz dünyada oldukça fazla.. O zaman koyun götüne rahvan gitsin..:)
Facebookta Arkadaşlarımın Paylaştıklarını Göremiyorum
Göremezsin tabi, hiç uslu bir çocuk değilsin ki.. Eğer uslu bir çocuk olsaydın şirinleri bile görürdün be güzelim.. Sen en iyisi mi git de facebook haber kaynağını en yeniler olarak düzenle..
İbrahim Yılmaz
Aferin bak akıllı bir şekilde beni arayıp gelenler bunlar.. Çok sevdim sizi çok şeker vericem bayramda da gelin olur mu..:)
Facebookta Ana Sayfamı Göremiyorum
Valla ona benim yapabileceğim bir şey yok yani, anlık bir hatadır, bir şey olmuştur yani. Ne bileyim lan ben.. Neyin kafasındasın sen..
Panasonic Hdc Mdh 1
Birilerine baya bir yardımım dokunmuş sanırım bu konuyla ilgili. Kamera iyidir güzeldir candır. Alın işinizi görün.. Dolara dikkat edin yüksekken alırsanız pişman olursunuz.
Neyse bak en fazla aranan 6 şeysiniz siz bu blogta. İsmimi hariç tutuyorum 5.. Kralsınız oğlum işte. Bunun dışında şu Zakkum’un klibindekileri beğenip ismini araştıranlar da azımsanmayacak kadar fazlalıkta.. 🙂 Ne o bendir çalan kıza aşık mı oldunuz lan..:)