Dinsel ve Irksal Karmaşa

Uzun zaman önce yayınlamayı düşündüğüm hatta 8 Eylül’de girişini yaptığım ve taslaklarda beklettiğim bir konu idi bu. Daha detaylıca bilgi sahibi olarak yazmak en doğrusu olurdu.

Olay 7 Eylül’de çalıştığım iş yerindeki kız arkadaşların kendi aralarında konuşurken biz Aleviyiz demeleri ile ortaya çıkmıştı. Sebep erkek arkadaşının Müslüman Sünni olmasıydı. Yani bu konu aklımda böyle şekillenmiş ve devam etmiş gitmişti.

Öncelikli olarak başlıkta “dinsel” terimini kullandığımız için olayı dini yönden ele alalım. Belirtmem gerekir ki dini konularda hiç bir kimse ile çatışma veya münakaşa içerisine girmemiş bir yapıya sahibim. Zira yaş itibari ile arkadaş çevrem, dini olarak kendilerine bir yol çizmişler ve o yolda ilerlemektedirler. Çünkü ben de dinin bir vicdan meselesi olduğunu konusunda  fikir beyan eden kesimdenim. İster taşa tapsın, ister hiç bir soyut veya somut bir varlığa inanmasın, isterse kendisini yarattığına inandığı bir “Allah” kavramından bahsetsin kişi benim gözümde aynı kişidir. Çünkü hiç birşeye inanmayan ateist bir insanın ruhsal dünyasını anlamak çok zor bir kavramdır en azından benim yetiştiğim çevrenin etkisi bakımından.

Bugün bölümden iki arkadaş ile kampüste bir cafede otururken birisi “Toplumsal Baskı” konusuna vurgu yaptı ve görüşlerimde daha büyük bir “hoşgörü” meydana geldi diyebilirim. Zira bir insanın yetişmiş olduğu çevreyi, ailenin inanç meselesini araştırmadan, karşı bireyi karalayan, “işte bu çocuk ateist” diyen bir toplumda yaşıyoruz. Fakat o kişinin geldiği ortamı hiç birimiz bilmiyoruz. Bu “Toplumsal Baskı” konusu açılınca aklıma İslam peygamberi Hz. Muhammed’in amcasının ölüm döşeğinde bile İslamiyet’i seçmeden vefat etmesi geldi. Düşündüm de amcası, inançsızlar tarafından bile güvenilir olarak bilinen yeğeni Hz. Muhammed’in davet ettiği dine neden geçmedi.

Kaynaklarda da görüleceği üzere Ebu Talib, Kureyş halkının kendisinin ölümden korktuda din değiştirdi demesinden çekinmiş ve şahadet getirmeden vefat etmiştir. Bakınız ölüm döşeğindeki bir adam bile toplumsal baskıdan çekinmektedir.

Neyse bu din konusunun git gide uzayacağını ve benimde daldan dala atlayacağımı düşündüğüm için günlük olan kısmına son verelim ve inaç konusundaki görüşümüzü tekrar söyleyelim. Bana göre,

Herkes’in inancı kendisinedir. Ben karışmam

diyebilmekteyim. İster Hristiyan ister Ateist ister Müslüman olsun benim için yeterli derecededir.

Bu konudan sonra özellik ile toplumumuzdaki insanların, kendilerini bir dinsel mezhebe bürümüş olmaları ve bu mezhebin ismini kullanarak bir takım faaliyetlerde bulunmamaları. Konumuz için temel mezheb “Alevilik” olur ise bu mezhebe mensup insanların neden kendilerini ayrı tuttuklarını hala çözümlemiş değilim. Tamam onlara da hak verdiğim noktalar yok mu ?Tabiki var. Cem evleri açmaları, dini konuda görevli olan en yüksek rütbedeki kişilerin maaşa bağlanmaları gayet normal. Çünkü ülkemizde nasıl bir Hristiyan’ın kilisesi var ise, bir Alevi’nin de “Cem Evi” olması normal bir durumdur.

(Uykum geldiği için konuyu burada kapatıyorum.. Devam edeceğiz..)

1 Yorum

  • Alevilerin inancında samimi olduğunu şurdan da anlayabilirsin. Dedeler, parasal menfaat olmadan yeni nesillerine Aleviliği öğretiyorlar. Diyanete bağlı imamlara bakalım maaş verme yüzde kaçı dini öğretir?

Yorum Yaz:

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir