Sokrat ST – Beklenmeyen Misafir

İmkansızlığın en güzel noktasının mahrumuyum
Ve gerçekten son bulursa yol, üzülme
Ne olursa olsun canım
Vazgeçmek benim erkeklik hamurumda yok!
Belki bir gün anlarlar bizi
ama bu aşkı kurtaracak kadarda kahraman değiliz!
Yukarı bak, daha da yukarı
Cesaretine başı yüce dağlar utansın!
Ben el olurum, sen elle bayram et gelinim
Beni kendime kaç sigara, kaç kadeh getirir?
Kaç ar namus bilmeyen adi kırdı bizi!
Yılma, mutluluğun tek sırrı biziz
Kolay değil; pek iyi sayılmam da
ya dedikleri gibi her işte bir hayır varsa?
Hayır yok! Bunun sonu şere yorulur
ne başlangıcımız belliydi, artık ne de sonumuz!

Ey beklenmeyen misafir kılıklı!
Ee gideceksen gelmeyeydin be kadın!
Hadi bakalım, git şu anı yaşa
Belki tebessümler yerini bulur da mutluluk saçarlar sana!
Daralıyorum, olabildiğimce safım
gök kadar safir ama sefil birine seviyorum de hadi!
Hatta belki kıskanırlar bizi
Belki de mutluluk gözyaşlarıyla ıslanır kalbimiz
Belki her neyse, bunun derdi benle sanırım
Belki de kalbim gel gitlerden arınır
Belki daralırım bak sen gidersen ararım
Ve sen gidersen belki de ben belkilerle kalırım
Sesim kısıldı
Yaranamam, ne olursa olsun yazıcam parmaklarım kanayana kadar!
Bu şarkıyı dinlerken içindeki tezatlara bak
Bi adiyim bi aşık, yani sevgi hesaplanamaz!

Keşke olsaydın.. keşke olmasa mıydın? Ya da biraz daha zorlasa mıydık?
Yokluğunda son kez korkarak uyudum
Biliyorum, yollara kıydım ve gidiyorum
Ama bu gece korkamam, yakınındayım bi telefon kadar
Dönmem için bi sebep ol bana; ki döneyim lütfen, giderek yok olmadan
Eyy beklenmeyen misafir! Belki de bu seni yazdığım son bi saatim
Mutluluklar, hoşçakal

Şarkının orjinal hali ise Zaliha tarafından seslendirilmiş, nostaljik bir eserdir.

Çocukluk İşte

Keşke hep çocuk kalsaydık, saklambaç oynardık. Sen kalbime saklanırdın çoğu zaman ben ise seni hemen sobe’lerdim. Ne çocukluksa işte sen ebe olduğunda da bende gelir senin kalbine saklanırdım. Çocukluk işte. Ateşim yükselirdi o zamanlarda da sana karşı ama adını bir türlü koyamazdı kimse. Soğuk algınlığı derlerdi bende inanırdım. Çocukluk işte. Bizim evin önünden aşağıya doğru koşardık seninle, yarışırdık. Kim birinci olursa onun dediğini yapacağız diye de iddaa’ya girerdik. Aslında iyi bir koşucu olmama rağmen hep sen birinci olurdun. Buna izin verirdim çünkü senin isteklerin benimkisinden daha güzel oluyordu. Tepelere çıkıp gökyüzüne bakıyorduk seninle, el ele tutuşuyorduk ya. Sonra hafiften gülümsüyorduk. Çocukluk işte. Sen elimi tuttuğunda sanki yer sallanıyor gibime geliyordu. Kalbimde sana karşı anlamını kavrayamadağım bir kıpırtı işte. Doktorlar kalp krizi riski olduğunu söylediler bana o yaşta, ahmaklar! bilemediler ki, benimkisi aşk krizi idi. Şimdi gözlerimi kapatıp geçmişe gidiyorum da keşke tuttuğun bu elimi hiç bırakmasaydın. Keşke seni hiç bir zaman sobelemeseydim de yıllarca kalbimde saklansaydın…

Sabah sabah uykulu gözlerle yazma isteği geldi. Bendeki de çocukluk işte…

Dönme Dolap

DÖNME DOLAP

Tarifsiz bir duygu bu

Kelimelerde aradım manasını ancak mümkün olmadı

Kifayetsiz kalan cümlelerim ruhsuz harflere döndü

Geceye sakladım yokluğunu unutturamadı

Bir bilene sormak gerek dedim

Her kafadan ayrı bir ses

Ayrı bir hikaye

Dönüp dolaşıp aynı noktaya geldim ,

Lakin bu defa kararlıydım

Şair diyorlarsa bana eğer

Kelimelere dökmeliydim aşkın tarifini

Öyle güçlü bir duyguydu ki

Sadece gözlerle anlatılabilir gibiydi

Ve en sonunda saldım zincirini kelimelerin

Çünkü anladım ki

Her şeyi anlatabilirdim ancak

Söz konusu sen olduğunda

Kelimeler satmıştı çoktan ruhunu şeytana…

Sebebi Muamma

SEBEBİ MUAMMA

kimse bilmiyordu ne olduğunu ve ben

bu şehrin en yüksek tepesinde

veda etmeye hazırlanırken  hayata

bir yıldız kaydı gökyüzünden

onunla birlikte süzüldüm gökyüzünde

ve sevgilinin küçük bir öpücüğü gibiydi yere düşüşüm

sebebi muamma olan bir intihar haberi olarak çıktım

gazetelerin üçüncü sayfalarına

organlarım saçılmıştı etrafa

ve bir kenarı yırtık gazete parçasıyla örtmüşlerdi üstümü

ancak bunun sebebini bilen birileri vardı

onlar aşkın ne olduğunu bilen

ve kaybedilmişliği yaşayan kişilerdi

onlar benım gibi hayatına son veren kişilerdi

bilmesemde kim olduklarını

bilmeselerde kim olduğumu

onlar beni anlamışlardı

tanımasalarda benı

benım için ağlıyorlardı

evet sevgilim

cesetler ağlıyordu

tüm cesetler benım için ağlıyordu…

 

Bırakın Bu İşleri

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da 13 vatan evladı haince şehit edildi. Devletin zirvesi ise bu olaylar yaşanırken PKK’nın temsilciliğini yapan BDP ile masaya oturma derdinde idi yemin krizini çözmek için. Tabi herşey bununla sınırlı da değildi.. DTK (Demokratik Toplum Kongresi) bir Özerklik Bildirisi yayınladı.. Bildiride şu söz çok dikkat çekiyordu “demokratik özerk Kürdistanlı”.. Bu sözü aslında uzun uzadı tartışmaya gerek yok. Hükümetin işbirlikçi oyunları ile en sonunda bunlarda oldu.. Kürdistan gibi hayali bir devlet ülke sınırları içerisinde kuruldu böyle.. Kürtler arasında şu anda bir ayrışma söz konusu denilsede, bu mevzu özerklik değil, sadece talebi denilse de sonucun nereye varacağı çok belli.. Mesut Barzani ortak bayrak çağrısı yaptı yayın organı Peyamner Ajansı‘nın web sayfasında. İran, Irak, Suriye ve Türkiye’de onlara göre ise 4 ayrı Kürdistan’da aynı bayrağı kullanmaya davet etti insanları..

Neyse, 13 şehidimize son vazifemizi de yaptık, Türkiye’nin bir çok yerinde teröre lanet mitingleri yapıldı. Haber bültenleri ülkenin kırmızı beyaza büründüğünü belirtiyor sloganlar yükseldi. Kendi çevremde Ak Parti’ye destek vermiş bir çok insan bile ülkenin şu anki duruma geleceğini görmemiş gibi, yazık o kadar kınalı kuzuya gibi sözler sarfediyor. Bende içlerinden yakın bir dostuma seçimden önce bunları dile getirdiğimizde hizmet ediyor adam diyordunuz dediğim zaman ise sustu bir çoğu. Evet doğru ülke kırmızı beyaza boyandı, ama keşke 12 Haziran’da Türkiye haritası sarıya bu derece boyanmasaydı.

Ancak bizim halkımıza bu durum gerçekten müstahak, oradaki 13 kardeşimize olan acım bir yere ama bu siyasal düzende Ak Parti’yi yeniden başa getiren halkımız görsün neler olacaklarını artık.. Doluyum bu konuda çok ağır yazmak istemiyorum.. Ama Türk Milletine bir çift hatırlatma mahiyeti ile diyorum.. İkra” Kuran-ı Kerim’in ilk sözcüğü bu. “Oku”.. Milletimiz biraz okusun, biraz daha bilinçlensin.. Başka bir şey istemiyorum Allah’ımdan…

..SEVDİM İŞTE ÖTESİ YOK.. (Aşkımmmm’a)

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.
Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime.
Bir başka yerde olamazdın zaten.
Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın, orada kalmalıydın.
Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık.
Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama.
O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya…
Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.
Çiçek çiçek açtın yüreğimde.
Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında.
Taze bir yaprak gibi yeşildin.
Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün.
Kırmızıydın bir ateş gibi.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da…
Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.
En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.
İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm.
Beni güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle.
Her şeye rağmen sevdim seni.

Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu.
Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim.
Sen elimden tuttuğunda patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim.
Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.
Ve o göle bir tek sen girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da…
Her halin çekti beni.
Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim.
Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim.

Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorulmadım.
Çünkü sen yaşam kaynağıydın.
Her gün yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm.
Eksik kalan neyim varsa tamamladın.

Sevdim işte ötesi yok…

*)

Mehmet Coşkundeniz