Zaman Kısa Koşmak Gerek

Sevgili günlüğüm, dün 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferini kutladık ve şehitlerimizi andık. Kampüste etkinlikler güzeldi özellikle Erdal Sarızeybek’i dinlemek daha bir güzeldi, yaklaşık iki buçuk saatlik bir konuşma yapan emekli komutan somut bilgiler sunarak artık Vatan’ın savunulması gerektiği üzerinde durdu ve baya etkili bir şekilde konuşmasına son noktayı koydu. Her neyse bundan sonra ise iş bize düşüyor sandıkta demekten başka birşey diyemiyorum.

Bilmiyorsun bayadır sana yazmıyorum ama ameliyat tarihi yaklaştı her an belli olabilir bir telefon bekliyorum. Yoğunluğuma sebep olan şeylerden birisi de buydu. Zira bölüm dersleri, formasyon, bitirme tezi, kurs dörtlüsüne bir de hastane telaşı eklenince yapacak birşey kalmadığını anladım.

Bugün sabah erken kalkmak istesemde bunu başaramayıp güzel bir duş sonrası kalkıp Muhammet’in yanına sabah yürüyüşü yaparak geldim. Güzel bir kahvaltı hazırladı kardeşim de afiyetle yedik 🙂 Notları alıp eve geçme vakti de geldi. Malum vize haftası da başladı. Zaman kısa o yüzden koşmak gerek 🙂

Karmaşada Ortaya Çıkan Aşk

Arka fonda batının ezgileri çalsa da zihnimde doğunun dizeleri,

Masamın üzerinde bir şişe kırmızı şarap ve 70’lik rakı,

Kitaplığa uzanıyor elim

ya “Böyle buyurdu Zerdüşt

veyahut “Amerika Bizimdir“…

Seçim yapmakta zorlanıyorum,

Batı doğu, rakı şarap

Derken gözlerim bir anda

Masanın bu denli zengin olmasına sebep olan

Resme dalıyor…

Ah Clemente!

Şarap kan ağlıyor

Rakı kendini yerlere atıyor..

Zerdüşt resminin önünde,

İnanç tabusunu yıkıyor…

Amerika bir anda bizim oluyor…

Ve

Bu gece beni sadece senin gözlerin

Sarhoş ediyor…

Aşk, Şarap, Din

Saklı Düşler

Herkes dört gözle tatili beklerdi

Bense okulların açılmasını

Çünkü seni görmek vardı koridorlarda

Ve bana güleceğin anı beklemek

Ben okul bahçesindeki ağaca baş harflerimizi

Sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın

Ben sırama isimlerimizi

Sen kalbime aşkı yazmıştın

Senden sonra sana yazdığım şiirlerden haberin bile yok

Ve yağmur hala yüzüme vuruyor

Okuldan sonra her  kalem, her lacivert kravat

Her beyaz gömlek ve yakalık ve her on iki Aralık

Sen gelirsin aklıma

Çocukluk işte

Belki  ilk aşk, belkide delilik

Seversin demiştin ya hani bundan sonra da

İnan ki, senin kadar kimseyi sevemedim

Ve o iki kelimeyi senden sonra kimseye

Ama kimseye söyleyemedim.

Belki de hiç olmadın benim için

Belki de senin yerine bir rüyayı düşledim

Kim bilir?

Ceketimi ve kravatımı saklıyorum hala

Birinde tebeşir , diğerinde ayran lekesi

Ve seni seviyorum hala

Ve bilmeni istemiyorum bütün bunları

Çünkü her şey böyleyken güzel

En dokunulmamış , en yaşanmamış ve en tadılmamış haliyle

Bir sahilde el ele dolaşılmamış

Ve bir kafede çay içilmemiş haliyle

Her şey böyleyken güzel belkide

Ve o günden sonra her  kalem, her lacivert kravat

Her beyaz gömlek ve yakalık ve her on iki Aralık

Sen gelirsin aklıma

Çocukluk işte

Belki  ilk aşk, belkide ilk delilik

Ama sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın

Bense o sevdayı sensiz yaşamıştım…

Türkiye’yi Laikleştiren Kanunlar

“Halife” sözü, Arapçadır. Halife’nin sözlük anlamı, “halef ” kelimesinden gelip arka arkaya gelen sözcüğünün karşılığıdır ve devlet başkanı için kullanılır. Hilâfet ise, “birinin yerine geçmek, bir kimseden sonra gelip onun yerini almak, birinin ardından gelmek/ gitmek, yerini doldurmak, vekâlet veya temsil etmek” gibi anlamlara gelip terim olarak, islam devletlerinde Hz. Muhammed’ten sonraki devlet başkanlığı kurumunu ifade etmektedir.

Türkçe karşılığı ise “kalfa” dır. İslam tarihinde Halifelik, Hz. Muhammed’in ölümü üzerine ortaya çıkmıştır. Hz. Peygamber’e Cenab-ı Allah’ın verdiği dinsel göreve kimse vekil olamayacağından, dünya işlerine vekâlet edenlere bu görev verilir. Bu görevle halife dünya Müslümanlarının lideridir. Bu nedenle hilâfet kavramını daha çok dünyevi şekilde anlamak gerekir.

Türkiyeyi Laikleştiren Kanunlar yazımızın tamamını okumak için tıklayınız.

Güneşli Bir Güne Merhaba

İçimden yazmak geldi bu sabah itibari ile. Sabahın 7’sinde çalan telefonum alarmı akşamdan biraz alkollü olmanın da verdiği etkiyle bir ara kendi kendime “Gitme lan okula” desem de, amcaoğlu Osman’ın kapat şu alarmı demesiyle alarmımızı beş dakika erteledik. Sonra mı? Sanırım o beş dakikayı hatırlamıyorum, kayıt sil….

Sus…

Bu arada amcaoğlu Osman dediğimiz kişi benim sınıf arkadaşım, soy isimlerimiz aynı, baba adlarımız aynı ve hatta doğum tarihlerimiz bile aynı. O yüzden amcaoğlu yani 🙂

Sabah saat 08:24, kulağımda bir el. Abdil yine beni aynı metod ile uyandırıyor. Elime alıyorum telefonumu ve odaya vuran güneşi düşünerek kısa bir kaç dize yazıp yolluyorum Clemente’ye. Sonrası acil ihtiyaç molası…

Muhammet ile Osman’da uyanır bir koşu asansöre binilir 8 kat aşağı inmek için. Volkan’ın ise pireleri hala uçuşuyordu ben en son odaya girdiğimde..

8 kat inilir ama o da ne? Asansörün kapısı açılmaz ve geri çağrılan asansör ile 8 kat yukarı çıkılır. Bu cennet ile cehennem gibi birşey olsa gerek 🙂

Daha sonra asansördeki insan sayısı 4’e çıkar ve üniversiteye doğru yol almak için şehir içine binilir. Kulaklıklar takılır ve sabah sabah Cumali…

Sonrası fakülte ve kantin. Domuz sıkısı demli bir çay ile güne merhaba denilir ve dersliğe geçilir. Konu hala sorsalar net bir cevap veremeyeceğimiz “Tarih Nedir?”. Wow müthiş bir şey bu. Dersten çıkılır ve fakülte kantininde hoca ile bir kaç muhabbet, rektörlük yolunda Greenpeace’e destek için gelen telefon. Güne güzel başladığımızı var sayıp gerekli maddi destek verilir. (Baba her ay kredi kartından 10 lira çekecekler, biliyorum sen bu yazıyı okumuyorsun ama hesap özeti gelince gerekli açıklamayı yaparım. Not: Kredi kartlarımdan ikisinin borcunu babam ödemektedir çünkü)

ve eve gelirken Clemente’nin sesi duyulur uykulu uykulu ve ama bir o kadar da hoş bir tonda… Günün anlam ve önemi olmasada özeti aktarılır ve ev. Küçük bir kahvaltı ve sonra “Tarih Nedir?” adlı kitabı sipariş etmek için oturulan internet. Aklıma esen yazma isteği ve bu yazı, boğazımda küçük bir iç gıcıklaması, çayı ısıtsam iyi olur.

Adı geçen kişilerden

  • Abdil: Sınıftan arkadaşım, namı diğer “Dayım”
  • Muhammet: Oda bizden. Saçları kesince biraz … benzemiş ama olsun alışmıştık onun saçlı sakallı haline. “Efe” kullanıcı adı ile bloğuma şiirleri ile destek veren kardeşim.
  • Volkan: Bizim sınıftan ve en hamaratlımız. Gerçi son hamaratlığı uyumaktı ama olsun.
  • Osman: Yazıyı okuduysanız anlamışsınızdır.
  • Clemente: Aşk hikayemin sonlandığı yerde yeniden açan bir papatya o.

Bu arada Antalya’ya bahar geldi sanırsam 1 Mart itibari ile ve 28 Şubat’ta yeniden amca olmak çok güzel bir duygu