Facebook’da Saldırı Belirtileri

Bu sabah küçük ama ince bir ayrıntı dikkatimi çekti. Facebook yine incisözlüğün gazabına uğramış gözüküyor 🙂

Öyleki ilk olarak ilişki durumları evli olan kişiler, … ile sevişiyor şeklinde görülüyor ki 🙂 resimde de bu mevcut 🙂

İkinci olarak ise Badges yani profil kartına giden linkin ismini nobrain . dk ile değişmiş olması 🙂 Dikkatimi çekti de bu sitenin ismini facebook bitişik olarak yazdırmıyor 🙂 Kötü amaçlı olduğunu bildikleri için böyle yapmışlardır.

Son olarakta buna dair net cevap 🙂 Burada http://inci.sozlukspot.com/w/facebook-translate-sikertmesi-capsleriii-2010/

Aşktrofobi

Hatırlar mısın?
Hani birkaç zaman önce,
-daha yeni değmişken elin elime,
gözlerim gözlerinde yuva yapmışken
ve uçkursuz bir sevişmeye gebe kalmışken kalplerimiz-
‘gitme’ demiştin,
‘gitmelerin olmasın,
beni senden alıkoyacak tüm kehanetler kalksın ortadan,
gitme aşk!
çukur olur yanaklarım gidersen,
ecel terleri dolar gamzelerime,
kıyıp da ağlayamam,
düşersin diye gözümden!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç ay önce,
-bir bir doğurmuşken sancılarını anneler,
cennet vaadiyle kandırılmışken günahkar ceninler
ve ellerinde yalanla koşarkan bir caddeden diğerine deliler-
‘bitme’ demiştin,
‘bitme kadın,
adından dökülen her harfe secde edecekken bitme,
güzlerini topla gel yaz mevsimlerime,
üşüt beni,
bütün uçurumları mesken edindi ruhum,
bitme sen!
korkarım anneme yenik düşmekten…
n’olur sanki bitmesen?!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç gün önce,
-gök, yüzünden utanır haldeyken,
tanrı bileklerinden kesmişken kendini,
insanlar kana kana yıkanırken yağmurun sulak yerlerinde-
‘yitme’ demiştin.
‘yitme be!
kör olabilecek kadar kütükleşmişken duygularım,
sarhoş bırakma beni başka bedenlerde.
sımsıkı sar, sakla çaresizliklerimi.
yitme lütfen!
bütün sihirbazları toplattım dünyadan,
yine de yitersen,
vazgeçeceğim tanrıdan!’

Hatırlar mısın?
Hani birkaç saat önce,
-birbirini bıçaklarken pişmanlıklar,
açık kapıların ortasında kalanların yüzüne çarparken rüzgâr,
ve kendini umudundan asmışken yenik bir devrimci-
‘silme kadın’ dedin
‘bütün korkularımı bırak ruhumun zindanlarında,
kilit vur kalp kapakcıklarıma,
özümü topla, at bir kenara,
ama silme kadın!
silme beni varlığından!
yokluğum çok korkunçtur benim,
eşeğin sudan gelmesini bekleten babam kadar öfkelidir bana.
gitme kadın!
bitme!
yitme, silme beni!
ölüm kokuyor tenim,
yalvarırım beni ölüme terk etme!’

Saat 19:46…
Bilmem hatırlayacak mısın ama,
şu an hastasını öldüren bir doktor duruyor karşında…
Üzülmek haddim değil belki,
Fakat ötanazi isteyen sendin bu aşkın hasta yatağındaki ruhuna…

Unutma aşkın talan yüzü!
İki elin yakamda…

//Merve Ceylan

Seslendirme: Kahraman Tazeoğlu

Dinsel ve Irksal Karmaşa 2

Geçen gün başlamış olduğum yazıyı uykum geldiği için yarım bırakmıştım. Şimdi ona biraz daha devam edip konuyu kapatalım.

Bir önceki konuda en son olarak Aleviler için yapılan bazı değişikliklerin normal olduğuna değinmişim. Tabi bunlar gayet normal bir davranıştı. Peki bunun dışında bir çok insanın Alevi’yiz biz diyerek kendilerini ayrıştırmalarına bir anlam veremiyorum. Sonuçta Aleviler de Müslüman değil mi abi? Neden böyle bir karmaşa sebep oluyorlar. Şimdiye kadar ben hiç bir arkadaşımın ben Sünni’yim diye ortada dolaştığını görmedim.

Genel düşüncem çevremde Alevi olarak kendilerini göstermeye çalışan insanların aslında bir şekilde Müslümanlığın gerekliliklerini yerine getirmekten kaçınmaları. Oysa kimse onlara zorla birşey yaptırmıyorda. Mesela ben bile Müslüman’ım derken İslamın gerekliliklerini yerine getiriyormuyum tam olarak bilinmez.

Bunun yanısıra kopturmuş gitmişiz birde ırk mevzusunda. Adımızda ırkçıya çıkmaya başlamış. Nedense Türk Ocaklı olduğumuz için. Ben kendim bile bilmiyordum ama öyleymişim ! Neyse yine bu konuyla ilgili bir anektoddan bahsetmek isterim. Yaklaşık bir ay önce fakülte kantininde oturmuş bölümden bir hocamız ile beraber sohbet ederken bir arkadaşımızın oraya pat diye gelmesiyle ortalık da soğuk rüzgarlar esti. Rüzgarı estirende kendisi oldu. Gelir gelmez söylediği kelime olayın başını tam hatırlamasamda,

Hocam ben gavur kızıyım

demek oldu. Hocada ne alaka diye sorunca işte babam şu kökenli annem şu kökenli ondan diye ayırt etti kendisini bizden. Bizde orda Türk Ocaklı arkadaşlar ile tavır koyarak masadan kalktık.. Neden ayrıştırdı kendisini, neden tepki görmek hoşuna gitti anlamadık. Hani biz ırkçıydık ya ! belki arkadaşa kötü söz söylemişmiyiz diye de düşündük, yada laf mı attık diye düşündük ama yok. Muhabbetimiz olmayan bir insandı.

Neyse hani burdan da bizi ırkçı belleyen arkadaşlara duyuralım, gerçi yeterince açıklama yapıyor, bizi kendilerinden ayrı tutanlarla sohbet etmeye, amacımızı anlatmaya çalışıyoruz ama anlamıyorlar. Belki de sanaldan başka birileri de duyar bizim böyle olmadığımızı anlar. Biz kimseyi Irk olarak ayrı tutmadık, ayrı görmedik. Sadece ayrılıkçı görüşleri olan herkese karşı cephe aldık, Türk milletinin kalkınmasını kendimize ideoloji olarak belirledik.

Yine daldan dala bir yazı ile beraber olduk blogcan… Dönerim bir gün yine 🙂

Dinsel ve Irksal Karmaşa

Uzun zaman önce yayınlamayı düşündüğüm hatta 8 Eylül’de girişini yaptığım ve taslaklarda beklettiğim bir konu idi bu. Daha detaylıca bilgi sahibi olarak yazmak en doğrusu olurdu.

Olay 7 Eylül’de çalıştığım iş yerindeki kız arkadaşların kendi aralarında konuşurken biz Aleviyiz demeleri ile ortaya çıkmıştı. Sebep erkek arkadaşının Müslüman Sünni olmasıydı. Yani bu konu aklımda böyle şekillenmiş ve devam etmiş gitmişti.

Öncelikli olarak başlıkta “dinsel” terimini kullandığımız için olayı dini yönden ele alalım. Belirtmem gerekir ki dini konularda hiç bir kimse ile çatışma veya münakaşa içerisine girmemiş bir yapıya sahibim. Zira yaş itibari ile arkadaş çevrem, dini olarak kendilerine bir yol çizmişler ve o yolda ilerlemektedirler. Çünkü ben de dinin bir vicdan meselesi olduğunu konusunda  fikir beyan eden kesimdenim. İster taşa tapsın, ister hiç bir soyut veya somut bir varlığa inanmasın, isterse kendisini yarattığına inandığı bir “Allah” kavramından bahsetsin kişi benim gözümde aynı kişidir. Çünkü hiç birşeye inanmayan ateist bir insanın ruhsal dünyasını anlamak çok zor bir kavramdır en azından benim yetiştiğim çevrenin etkisi bakımından.

Bugün bölümden iki arkadaş ile kampüste bir cafede otururken birisi “Toplumsal Baskı” konusuna vurgu yaptı ve görüşlerimde daha büyük bir “hoşgörü” meydana geldi diyebilirim. Zira bir insanın yetişmiş olduğu çevreyi, ailenin inanç meselesini araştırmadan, karşı bireyi karalayan, “işte bu çocuk ateist” diyen bir toplumda yaşıyoruz. Fakat o kişinin geldiği ortamı hiç birimiz bilmiyoruz. Bu “Toplumsal Baskı” konusu açılınca aklıma İslam peygamberi Hz. Muhammed’in amcasının ölüm döşeğinde bile İslamiyet’i seçmeden vefat etmesi geldi. Düşündüm de amcası, inançsızlar tarafından bile güvenilir olarak bilinen yeğeni Hz. Muhammed’in davet ettiği dine neden geçmedi.

Kaynaklarda da görüleceği üzere Ebu Talib, Kureyş halkının kendisinin ölümden korktuda din değiştirdi demesinden çekinmiş ve şahadet getirmeden vefat etmiştir. Bakınız ölüm döşeğindeki bir adam bile toplumsal baskıdan çekinmektedir.

Neyse bu din konusunun git gide uzayacağını ve benimde daldan dala atlayacağımı düşündüğüm için günlük olan kısmına son verelim ve inaç konusundaki görüşümüzü tekrar söyleyelim. Bana göre,

Herkes’in inancı kendisinedir. Ben karışmam

diyebilmekteyim. İster Hristiyan ister Ateist ister Müslüman olsun benim için yeterli derecededir.

Bu konudan sonra özellik ile toplumumuzdaki insanların, kendilerini bir dinsel mezhebe bürümüş olmaları ve bu mezhebin ismini kullanarak bir takım faaliyetlerde bulunmamaları. Konumuz için temel mezheb “Alevilik” olur ise bu mezhebe mensup insanların neden kendilerini ayrı tuttuklarını hala çözümlemiş değilim. Tamam onlara da hak verdiğim noktalar yok mu ?Tabiki var. Cem evleri açmaları, dini konuda görevli olan en yüksek rütbedeki kişilerin maaşa bağlanmaları gayet normal. Çünkü ülkemizde nasıl bir Hristiyan’ın kilisesi var ise, bir Alevi’nin de “Cem Evi” olması normal bir durumdur.

(Uykum geldiği için konuyu burada kapatıyorum.. Devam edeceğiz..)

Bir Sakıncası Yoksa Eğer

Sakıncası yoksa size birkaç tatlı söz edeceğim bayan,
Gözleriniz kadar olmasa da belki biraz etkileyici
Hayalimde ki ‘siz’ kadar gerçekçi
Ve gülüşünüz gibi yakmasa da sanırım ısıtır içinizi

Sakıncası yoksa size sarılacağım bayan.
Kusuruma bakmayın.
Belki dudağınızdan öpeceğim
Küçük ve masum.
Lütfen korkmayın,
Gelirken şehveti evde bıraktım.

Sakıncası yoksa size haykıracağım bayan,
‘Seni Seviyorum’ diye…
Size ve çevrenize…
Hatta aldığınız her nefese.
Gözlerimi işleyeceğim baktığınız her kareye.

Sakıncası yoksa nefesimi gezdireceğim bayan,
Dudaklarınızda…
Fısıltılar dolaşacak kulaklarınızda…
Yalanlara kaba davranacağım
Kusuruma bakmayın…

Sakıncası yoksa elinizden tutacağım bayan,
Parmaklarınıza sarılacağım, avuçlarım terleyecek
Avuçlarınızı ıslatacağım ve utanacağım.
‘öpsem ne der’ diye düşünürken belinizden kavrayacağım,
Kusuruma bakmayın…


Evet dizeler Batuhan Dedde’ye ait. Seslendirme ise Kahraman Tazeoğlu tarafından yapılmış. Süper de olmuş yani. Batuhan Dedde’nin imgesel dizelerine Tazeoğlu’nun böyle içten seslendirmesine diyecek bir laf yok 🙂