Emanet Edilmiş Tablo

Bir ressam olduğumu düşündüm bir saniyeliğe ve gözlerimi kapattım. Elime fırçayı aldım ve hemen birşeyler ortaya çıkarmaya çalıştım. Bir an için karanlığa çalmış resim, gözlerim kapalıyken farkedemedim. Gözlerimi açtığımda karanlık sanki beni içine çekiyordu. Sonra arkamdan bir el uzandı omzuma. Sessizce yanaştı kulağıma o iki kelimeyi fısıldadı. “Seni seviyorum”… O anda tekrar kapattım gözlerimi ve fırçayı bu sefer daha bir nazik vurdum yeni çizdiğim tabloma. Şimdi o tablo, o iki kelimeyi fısıldayanda. Ortaya çıkan esere ise paha biçilemez. Adı “Aşk”. Satılık değil… Emanet edilmiş bir kalbe…

Kısa bir yazı,  taslaklarda başlangıcı olup da devamını getiremediğim bir kaç yazıdan birisiydi. Kısa kısa düşsel yazımlar serisine ortak bir çalışma..

Mim Furyasındayız

Evet bu aralar değerli sanal dünyadan bir mim furyasına kapılmış bulunmaktayız. Evet sonunda bende mimlendim belki başkasıda mimlemiştir diyeceğim ama bu aralar takip ettiğim insanlar fazla değil 🙂 O yüzden kısacası şöyle bahsedelim az önce oturmuş sayyac istatistiklerine bakarken Murat‘ın web sayfası üzerinden siteme gelen bir ziyaretçi istatistiği gözüme çarptı. Mim kategorisindeki yazılardan gelmiş. Bir düşündüm acaba ben yorum yaptımda linke mi tıkladı sonra bir girdim yazıyı okumak için sağolsun Murat bizi kurban seçmiş mimlemiş 🙂 Tam da zamanında mimlenmişiz hemde 🙂

İşlerin yoğunluğundan takipte olamadığımız bir dönemde 🙂 Neyse bize bir teşekkür mim’i geldiğine göre bizde öncelikle teşekkürlerimizi sıralayalım.

  1. Beni besleyip büyüten ve okumamdaki en büyük destekçi olan aileme
  2. Kendisine kızıpta bende vbulletin forumu nasıl kurulur diye merak ederek sanal alemdeki web macerasına atılmama sebep olan, 2008 şubatından beri hosting konusunda sponsorum olup benden bir kuruş bile talep etmeyen Ugr‘a.
  3. Lan sen şu kızla kendini nasıl manzara resmine koydun diyerek photoshop ile beni ilk defa tanıştıran Rıdvan’a. (Gerçi kendisi şu anda kanka bana şunu yapıver desede :P, photoshopda ilk kesimi o öğretti, opacity’i o gösterdi 😀 )
  4. Hayatımda bana kazık atan kızlara ( Nurcihan’a ve Gamze’ye )
  5. Eski sevgiliden dost olmaz diyenlerin yüzünü kara çıkartan Eda’ya.
  6. R10’da bloga tema aramak amacıyla girdiğim bir konuda rastgele bir imzada gördüğüm anarschi yazısıyla kendisini takip etmeye başladığım ve temasını kullandığım yazılarını okudukça keyif almaya başladığım ve bloglamama sebep olan Beyaz‘a,
  7. Sıkıcı yaz akşamları “hadi lan geliyoruz, sende çık öğretmen evine gel” diyen, 101de yenilince, oyunu batağa çevirip hesabı bana kilitleyen OFİS tayfama,
  8. Adı hep Gençliğim veya BİS olarak (Burak & İbrahim & Serhat)  kalacak, değerli dostlarıma
  9. Son günlerde kendisiyle az konuştuğum, ancak “noldu lan noldu lan” demekten başka birşey yapmayan ve ağzını bozan :@, kendisini sorgulamayan ve hazıra kaçan Okan‘a
  10. Muhabbetinden tat aldığım, Sayın Bayan lakabını taktığım Aslı arkadaşıma,
  11. Benim deli kardeşim, cocom Hanife’me
  12. Sarhoşluğu hep beraber yaşadığımız Antalyadaki ev arkadaşlarım Hakan, Kadir ve Uğur’a
  13. Bize gençlik kollarını kurma görevini veren Türk Ocakları Antalya Şubesi başkanı Abdullah Uysal’a ve eşi, değerli bölüm hocamız Berna Türkdoğan Uysal’a
  14. Facebook’un gülü, ty, done 🙂 gibi kelimeleriyle kendisinin tabiriyle “delü” olduğum Gülşen ablama
  15. Bu kadar uzun düşünerek yazmama sebep olan Murat‘a

teşekkürü bir borç bilirim. Eğerki unuttuğum birileri varsa kusura bakmasın sabahın 5’inde çekildi bu eziyet 🙂

Şimdi bizde ilk mimizi koyalım 🙂

Öncelikle 1 numaraya yakışanı Beyazıt, 2 numara Hakan Özerdem abimiz, 3 numara Bay Gülümseme, 4 numaraya da bloğuyla ilgilenmese de benim kontrol amaçlı girdiğim Okan‘ı koyalım.

Belki mimlediklerim beni takip etmiyorlardır diyerek kendi bloglarındaki birer konularına geri izleme yolluyorum. Vatana millete bu mimler hayırlı olsun. Bir dahaki sefere lamelif yollarım :)))

Yok Böyle Bir Kasaba

Eh işte yine bir iş bitiminde geldik evimizede yazalım bir kaç olayı günleri aklımıza getirerek 🙂 Öncelikle ben yazmayalı 2 hafta olduğu için neler yaptığımı tam olarak hatırlamayabilirim.

İki hafta önceye kaçalım önce. Alaşehir’in güzide ve bir o kadar da ters bir kasabasından bahsedelim az biraz günlüğümüzde. Orası “Yeşilyurt”. Sanki ayrı bir memleket. İki hafta önce cumartesi günü bu kasabaya kamera çekimi için gittim gündüzden. Herneyse gündüzleri yemekli mevlüt olayları falan girmeyelim o kadar detaya da iş bu sırada yoğun olmuyor. Akşam eğlence olacak her düğün dernekte olduğu gibi lakin bu kasabada adetlerde ters 🙂 Eğlence yatsı ezanından sonra başlıyor ve gece 2-3 bu saate kadar devam ediyor. Tabi kameracı olarak da işimiz burda zorlaşıyor. Birde takı törenide uzun sürüyor bu nacizane kasabada. 45 dk sandalye üzerinde kameranın üzerinde kendi tepe lambam ile çekim yapmak ve fazla kıpırdamamak bel ağrıtıyor. Kendi tepe lambam diyorum çünkü bunun bataryası kendisinde monteli olduğu için ağırlık artıyor. İşte tepe lambamda şu 🙂

Her neyse o kasabada işimiz o gece 2,5 sularında bitti ve eve gelişim saat 4 ü buldu. Zaten bu işte piyanist kendi abim olmadığı için pek de keyifli bir eğlence olmadı kendi açımdan.

Tabi ondan iki gün öncede dükkanda hoparlör tamiri ile uğraşırken spiral makinesinden sıçrayan bir parça gözüme çarpmıştı ve ben önemsememiştim ki bu kasabadaki eğlencenin olduğu gece gözüm ağrımaya başladı. Eve gelir gelmez acile gittim ve bir damla yazdılar bana. Aksilik bir de sağlık karnesinin süresi dolmuş neyse senet falan imzaladık. Damla gece nöbetçi eczanede yokmuş sabahı beklicez deyip yattım.

Sabah bir kalktım ki sol gözüm açılmıyor şişmiş. O gün yine gündüzden kamera çekimi var ama ben o gözle çekim mi yaparım. Abimlere falan gittim bir kaç küçük iş hallettim sonra doğru başka nöbetçi eczaneye gidip ilacı aldım. Damla Allah’tan iyi geldi gözümüzün şişliği hafif geçti. Akşam abimlerin eğlence yaptığı yere gittim iki hoparlörde sorun çıkmış onları yapalım gece yarısı eğlenceden sonra dedik. Zaten eğlence bitti abim program yaptığı gazinoya gitti falan 🙂 Bizde dururmuyuz haporlörler dursun biz gazinoya gidelim dedik. Gittik bir güzel kafaları çektik 🙂 Sabah 5 gibi eve geldim birde o kafayla kamera kayıtları yaptım..

Neyse Pazartesi günü erkenden kaldırdı babam yine gece Antalyaya gideceğimiz için. SGK ya gidip sağlık karnesinin süresini uzatayım dedim bindim arabaya. Vardık SGK’da görevli devlet memuru yerinde yok neymiş misafiri gelmiş falan filan. Stajyer bir kız çocuğu koymuşlar. Ona sordum tek öğrenci belgesi yeterli mi diye yeterli dedi. İyi tamam eve geldik öğrenci belgemizin çıktısını aldım bastım geri SGK ya. Ne güzelde bir cd doldurmuştum kendime dinlemek için. Yolda aracın cd çalar bozuldu sinirlenmeye başladım anladım bir kıllık olacak. Vardım SGK’ya öğrenci belgesinde imza mühür olcakmış. Dedimki ya Manisa merkezde daha önce günü birlik istiyordunuz belgeyi imza mühür olmadan işimi hallediyorlardı Alaşehir’e ayrı bir statümü koydu bu devlet dedim. Müdüre götürdüler beni 😀 Adamın tip kendini hemen ele veriyor cemaatçi tipi.

Neyse müdür bey böyle böyle Manisa merkezde sorun olmuyordu şimdi böyle diyorlar falan dedim. Ben nerden bilcem senin sahte belge getirmediğini demezmi adam. Dedim öğrenci kimliğimi göstereyim. Aldı eline baktı baktı bandrol eksik dedi. Bende dedimki bizim üniversitede öyle bir zorlama yok. Ben iki yıldır yapıştırmıyorum bandrol. Geçerli değil. Dedim napcam hastanede senedim bekliyor. Bu imza mühür için Antalyaya mı gideyim. Ya işte arayın belge geçer ile yollasınlar falan. Hee bende arıcam fakülteyi o uyuz memurdan öğrenci belgesi isticem öyle mi? Bırakın kalsın lanet olsun diye çıktım ordan birde yağmur başladı. Eve geldim toparlandım falan hazırlıklar tamamlandı artık Antalyaya yolculuk başladı.

Antalya’da ilk gün evin işlerini hallettik akşamada belki facebook üzerinden beni takip edenler bilir Gülşen ablam var 🙂 Onlarla görüştük su gösterisinin falan videosunu çektik. Gece geldik güya kafaları çekicektik de arkadaşlar yorgunluktan erkenden uyudu 😀 Bende tek başıma içmek istemedim öyle ev arkadaşımla muhabbet sohbet sabahı ettim. Güya sabah erkenden denize gitcektik 😀

Neyseki biz öğle sıcağında denize gittik falan iki gün böyle deniz macerasıyla geçti Alaşehir’e geldik geri 🙂 Cuma günü başlayan iş yoğunluğumda ilk günümde Alaşehir merkezinde bir nişanda kamera çektim ki basit işti 🙂

Ve asıl C.tesi gününe gelince iş yine yazımın başındaki kasabadaydı 🙂 Biz varlı vakitli gittik. Düğün sahibi amcaya soruyoruz amca kına gecesi nerde olcak. Şurda yapıyor herkes ya bizde burda yapalım. Tamam amca dedik ama millet çıktı geldi işte şu iki ev yanımızda geçen hafta cenaze varmış, sağ tarafımızdaki evdeki dayının teki gece eğlenceler geç bittiği için rahatsız oluyormuş. Düğün sahibi amcamız sağolsun şu ara caddeye kurun tesisatınızı dedi. Kurduk erkenden ki ne kurma. Komşular elektrik vermez, aydınlatma kurmak için komşular balkonlarına ip bağlatmaz. 100 Metre uzatma kablomuz vardı biz tamamını kullanarak yolun ana yolun karşısındaki bir evden elektrik aldık. Neyse cihazı kurduk falan ışıkları ayarladık. Strobe lamba, lazer ışıkları monte edildi. Saat 22:20 oldu ve gelin kızın anası geldi meydan dört yolun ağzı olcak işte orkestracı sen olduğun yerde çal millet burda karanlıkta oynasın falan. Olmaz teyze dediysekte dinletemedik kadın kendi başına sandalyeleri taşıdı karanlığa 😀 Bizde oturduk sinirle açtık bira içtik :))) O arada erkek tarafı geldi ve abimden çıkan anons süperdi. “Efendim isteyen karanlıkta otursun oynasın, ancak eğlencemiz orkestranın önünde ve ışıkların altında olacak” dediği anda millet böyle yangından mal kaçırır gibi sandalyesiyle birlikte orkestranın olduğu yere hücum etti.

Neyse günlükcan bu kasabada daha işler bitmedi ama benim ellerim ağrıdı :)) Kalanını gündüz yazarım :))
Yeşilyurt bir eğlencede sorunsuz geçsin :)))

Dün Gece Aklıma Geldi

Evet 13 Temmuz’u 14 Temmuz’a bağlayan gece herşey aklıma geldi benim. Kimseye söylemediğim ve hayatıma giren çıkan insanların dahi ne olduğunu bilemeyeceği bir geceyi atlattım ben. Hemde kimselere ses etmeden ve kırmadan kalbimi. Bu gece dün geceden nedense daha çok dertliyim. Adını koyamadığım bir sıkkınlık üzerime çökmüş durumda ve mide ağrılarım ile kalmışım başbaşa. Bir sigara yakıyorum şimdi. Nedense genelde dertliyken açıyorum bu sayfayı ve yazıyorum birşeyler.

Şehri-âlâ’dan önümüzdeki hafta Antalya’ya gidiyorum… Dün geceyi 2010 ile ilişkilendirmeyin sakın… Dün gece hep bende kaldı…

Haftalar Günlüğü

Günlükcan, Hazirandan beri sana fazla birşeyler yazmadığımın farkındayım 🙂 Ama napalım, iş güç ekmek parası derdine düştük de seni yalnız bıraktık. Ama deme sakın facebookda boş boş avarelik yapıyorsun diye 🙂 Zira alınırım. Çünkü facebook benim için amaç değil araç artık. Gülmeyi orda deniyorum hiç olmazsa.

Hayatın tüm boşluğunu bir kenara bırakıp sana şimdi bir ayın kısa özetini sunuyorum. Her işim yarım kaldı da ne yaparsın artık. Öncelikle Manisa’ya gitme işim Haziran ayı içerisinde iptal oldu. İstanbul’a gitme işini erteledim çünkü bu hafta sonu akrabamızın sünneti var takımları çekicez anlayacağın. Sonrası da Antalya’ya gidip artık evden taşınma işlemlerimiz olacak.

Gelelim bu bir ayda yaptıklarıma. Hergün sabah ezanından sonra yatmakta ve öğle vaktinde kalkmaktayım uyku düzenim bozuldu ama yapcak birşey yok. Hafta sonları biliyorsun  03 Müzik Evi ekibi olarak düğün dernek merasim ile vakit geçiriyoruz. Kamera çekimlerinde işi tam profesyonelliğe dökmek durumu söz konusu. Hafta içleri akşam saat 9 gibi çıkar Alaşehir Öğretmen Evine gider 101’imizi oynarız, geleneğimizi bozmayız yani. İki hafta önce Afyonkarahisar’a memlekete gittik tabi düğün vardı çok yakın bir aile dostunun. Halamları da ziyaret etmiş olduk.

Tabi peder bey ile sürtüşmelerimiz hala devam ediyor ve bu baş ağrısı çok can yakıyor. Neyse bunu da atlatıcaz inşallah diyorum ama hak vermek lazım onada banada. Bütün işler benim sırtıma yüklendi, evin ekonomik yüküde onda. Birbirimize patlıyoruz ancak. Birde şu anda sakalım ile kıyafetime takmış durumda biraz. Neymiş keçi sakalımı kesecekmişim ve bu kaprilerle gezme durumundan çıkcakmışım falan 🙂 Bende baba “Burası Alaşehir” demek istiyorum ama şakayla karışık anlatıyorum ona artık durumu. Geçen de bir imam durdurdu Türk ün örfünden adetinden bahsetti bana. Sakalın İslam duruşu ile Türk duruşu arasındaki yerini biraz karıştırdı. Ben cevabını da verince çekti gitti. Aslında saygısızlık yapmak istemezdim ama dini öne süreceksin, İslam hoşgörüdür diceksin. Müslüman yardım severdir diyeceksin. Sonra bana gelip senin tipinde biri yolda bir kaza geçirse yardım ederken düşünürüm diyeceksin. Dinden edicekler adamı artık iyice. Ya hadi bu apaçi mapaçi dalgalarından bir tip olsan tamam dicem. Allah aşkına neyim varmış çok merak eder oldum.

Hani bu haldeyim ben en aşırısı ile. Bir apaçilik mi var çözmüş değilim. Neyse sinirlenmeye başladım hiç gerek yok. Durum bundan ibaret yani.

Birde dükkanımızı değiştirdik artık Alaşehir’de sinemanın karşısına taşındık 🙂 Neyse şimdilik bu kadar yeter 🙂 Kendine iyi bak web günlüğüm. Yakında umuyorum yeniden yazarım. Şu haftayı bir atlatalım da 🙂