Sabah Sabah Heyecan

Evet blogcum 🙂 Aslında sana akşama yazmak isterdim ama başıma gelenlerden ötürü uykum da kaçtı geldim yazayım dedim. Şimdi şöyleki dün gece saat 22:30’da otobüsümüz hareket etti. Sanki tabakhaneye yetişcez gibi son sürat bastı gidiyor dayı. Araçları milim geçiyor falan. Bende sol cam kenarındayım, karşıdan gelen araç sanki içime girecek o kadar dipdibeyiz yani. Her neyse gece yarısı kitap okuyarak, bolca kahve içerek, full myy dinleyerek geçti.

Babam akşamdan arayıp arabayı benzin istasyonuna bıraktığını sabah benzin istasyonunda inip eve gelmemi söyledi. Ben Alaşehir’e yaklaşırken uyumuşum tabi. Muavin kaldırdığında cüzdanlarımın, telefonlarımın ve sigaramın bulunduğu el çantasını otobüsten inerken unutmuşum. Hemen telefon edeyim dedim firmanın merkezi kapalı, şubeler şöförün noyu bilmiyor. Hemen arabayı aldım istasyondan topuk arkasından ama arabada akşam konser olduğu için yüklü, üstünde kabinler falan. Rüzgar kesiyor. Yetişirmiyim diye telaş ederken son sürat yan ilçeye giriş yaptım ve otogar çıkışında yakaladım otobüsü. Ama nasıl oldum bir bilsen =) Stres yaptım anasını satayım telefonlar çantada, cüzdanlar çantada 😀 Neyseki tertemiz geri aldım ama muavin beni görünce şaşırdı nasıl geldin diye 😀 Uçtum dicektimde olmadı 😀

Neyse şimdi evdeyim Ahmet Alperen ile eğleniyoruz. Sonra aile büyüklerini ve dostları ziyaret olucak ama önce az bir uyku 🙂 bb

Murat Yılmazyıldırım – Adsız Veda

Bu şarkıya kaptırmış bulunmaktayım kendimi son günlerde baya bir aldı beni benden. Şarkı yan menüde mevcut.

Yüzleştim seninle kırık aynamda; yüzünü kaybettim.
Aradım durdum hep; hiçbir şey göremedim.
Aşkın hançerini buldum; sapladım kalbime.öldüm artık dedim ama ölmedim.
Nedendir bu acı kahreder hayatı. dünyanın kaderine kurban gider gözyaşı.
Hüzünlü bir aşka durak oldum; bekledim gelecek diye.
Kayıp gitti önümden; taş oldum binemedim…
Seviştim seninle düş perdemde; kendimi kaybettim.
Aradım durdum hep; kendime dönemedim.
Ayrılığın cinnetine girdim; kapandım karanlığa.
Işığı buldum sandım ama seçemedim.
Hicranlar ruhumdaydı; son sözüm yaradana.
Şu kayboluşun resmini ben çizmedim.
Hüzünlü bir aşka durak oldum; bekledim gelecek diye.
Kayıp gitti önümden; taş oldum binemedim…

Söz: Murat Yılmazyıldırım
Müzik: Murat Yılmazyıldırım
Albüm: Adsız 1-2

Şerefsiz Nedir? Kimdir?

Öncelikle yeni bir kategoride sizlerle birlikteyim. Bu kategoride kendimce tanımlamalar yapacağım. Fazla olmasada iki ayda bir tanımlamalara yer veririm heralde 🙂

Bu konuda ilk yazım şerefsiz kelimesi ile ilgili olacak 🙂

Şerefsiz nedir? Şerefsiz Kimdir? sorularına cevap bulalım.

Kötü manada kullanım şekli…

  1. Şerefsiz, şerefli olmayan, küfür değil de genel olarak bir kişi hakkındaki tesbitten ortaya çıkmış bir kelimedir. İnsanlara özgüdür.
  2. Verdiği sözü tutmayan insanların ardından edilen kelimedir. Benim gözümde hiç bir hakaret anlamı yoktur. Tamamen kişiliğini yansıtır.
  3. Başkalarını kandıran insanlar için kullanılır. “Vay şerefsiz yamuk yaptı gördün mü” gibi cümleler ile sarf edilir.
  4. Dolandırıcı insanlar içinde genel bir tabirdir ama biz bu kelime yerine genelde “şerefini s..eyim” gibi kelime grupları kullanırız.

Tabi bunun yanında güzel anlamları da vardır yani.

  1. Örnek olarak işini çok iyi yapan birisi için kullanılır ki ben bunu ses sanatçıları için kullanırım. “vay şerefsiz yaa, nasıl nağme yapmış abi” gibisinden…
  2. Bu konuda ikinci bir değineceğim nokta tahmin edilmeyecek bir şey yapılırsa ortaya çıkar. Mesela, fizik kurallarına aykırı olacak şekilde bir davranışda bulunanlara “vay a.q nasıl yaptı lan bunu şerefsiz” gibi tabirler.

Yıkılacaksın…

Gün gelecek sende yıkılacaksın

Saklandığın o şerefsiz karakterinin ardından

Ve ben sana bakıp güleceğim

Acizliğine ve şerefsizliğine…

Hatırlayacağım seni yalanlarınla

Ve şerefsizliğinle…

Yine de güleceğim.

İçimi acıya boğan

Sonradan çeken giden

Bir vefasızın ardından

Güleceğim.

Yansın yıkılsın dünya

Tüm çıplaklığı çıksın ortaya.

Dürüst insan mı kalmadı yoksa dünyada.

Senden sonra tüm dünya yalan aslında

Herkes şerefsiz ve herkes yapmacık

Sana benzer mi geldi bunlar yoksa

Doğru ya

Sende yapmacık ve şerefsizdin

Yalan duyguların ve ortaya çıkarılacak o kadar pisliğin varken

Ben sadece sustum…

Biraz asi biraz karışık, yine karmaşık bir şiir. Anlayana tabi…

Bir Gün Daha Bitti

19 Mayıs’ta bitti günlüğüm. Bugün ne yaptın diye soracak olursan söyliyeyim. Öğlen 12’de kalktım, kahvaltı ettim. Sonra Doğuş Bilişimi tamamlamak için çalışmalara koyuldum. Neyseki bu geceye kadar onu çıkarttım aradan. Akşam Cansu geldi bize öyle bir oturdu falan. Bol bol Hanife ile konuştuk dertleştik yine. Gece yarısı piç Rıdvan’a bir takıldım msn üzerinden hala o gitsede başka arkadaşa takıldım çenem açıldı.

Dedim ya dogusbilisim bitti diye, bende bittim. Başka ne yaptım. Hikayem için yeni yeni notlar aldım bir kenara. Yavaş yavaş çoğalıyor 🙂 Çabuk bitirmeyeyim bari bunu. Zamanı var daha. Bakarsın sanal kitap yaparım onu da güzel olur mu dersin. Bir de şu harem ile yağlı güreşleri araştıran elemanlara uyuz olmaya başladım. O kadar gelip o konulara bakıyorlar. Emeğimize yazık teşekkür bile etmiyorlar.

Akşam yemeğinde hayvan gibi yemişim baya bir tok tuttu beni ama saat sabahın 4’ü olcak şimdi. Acıkmaya başladım. Hee tabi Duygu acıktım demeseydi acıkmazdım belki. Neyse su içerim artık. Pc başında su, kola, çay derken şişcem sonunda. Neyse şimdilik bu kadar myy eşliğinde rahatlıyorum.

Hayatıma renk katanlara teşekkür ediyorum 🙂

19 Mayıs

Yıllar önce ilk okul sıralardayken şu dizeleri öğretmişti öğretmenim bana,

Yıl 1919 Mayıs 19, karadeniz köpük köpük. Karagözlerinde şimşekler çakıyor. Yoksa bir oyun mu hazırlanıyor. Tekne eski, pusula bozuk, dalgalar çetin. Elleri gökyüzünde bütün milletin. Samsun, Samsun. Aç kollarını kanat kanat. Dünyalar senin oldu. Gök tanrısı bir kuş olup sana kondu. Sahiller tıklım tıklım baba, evlat,… çoluk çocuk ana dolu. Öz evladın kapındadır aç bağrını Anadolu. Gülsün yüzümüz artık gülsün. Davullar davullar dövülsün. Sağ eller havada, sol eller belde. Oynasınlar uşaklar fındık bahçelerinde.

O günden bugüne hala aklımdan çıkmamış. Evet bugün 19 Mayıs 2010. 1919’da ulu önderimiz Mustafa Kemal’in yakmış olduğu özgürlük meşalesi şimdi biz gençlerin elinde diye düşünüyorum. Ama ya diğerleri, bu devletin yönetenler, 11 Kasım 1938’den sonra bu meşaleyi onurla taşıdılar mı. Hayır taşımadılar. O yüzden geçenlerde paylaştığım bir şarkıyı daha paylaşıyorum. Bir daha çık gel Samsun’dan ATAM. Bu gençlik seni görmedi ama Kemalizm’in inceliklerini gördü ve farkediyor. Kemalizm’i derinden yaşıyoruz. Nerdesin be ATAM nerde. Kemiklerini sızlatıyor bu şerefsiz yöneticiler senin.